Ropörtaj
‘BUÇUK’U TAM YAPMAK
Elmas – Haluk ARUS Söyleşisi
8-11 Mayıs günleri arasında düzenlenen Roman Filmleri Festivalinde birçok filme büyük bir merak ve heyecanla girdik. Çünkü Çingenelerle ilgili böylesi toplu belgesel ve film gösterimleri çok sık olmuyordu. Filmlerin çoğu eğlenceli kültürel anlatımlardı. Ama bir film vardı ki gerçekten bam telimize basmıştı. Elmas-Haluk Arus’un hazırladığı ‘Buçuk’ filmi. 38 ilden Çingenelerin hayatlarına odaklanmış filmin kareleri aktıkça ilgimiz ve heyecanımız daha da kabardı. İşte o an merak etmeye başladık bu çarpıcı belgeselin hikayesini. Fransız Kültür Merkezi’ndeki salonda bir umut filmin yönetmenini aradık ve tam kapıdan çıkarken yetiştik Elmas Arus’a. Aklımızda o kadar çok şey vardı ki. Onları konuşmak için eşi Haluk Arus’la beraber bir röportaj yapma isteğinde olduğumuzu söyledik. Memnuniyetle kabul etti. İşte 38 ildeki Çingeneleri, hayatlarının tüm yönleriyle belgeleyen Elmas ve Haluk Arus’un bize anlattıkları...
Cingeneyiz.org: Çingenelerle ilgili çalışmalar yürütmeye neden başladınız? Kişisel tarihlerinizin bu başlangıçta izleri nelerdir?
Elmas Arus: Belgesel projesinin başlamasında benim çingene kimliğini taşıyor oluşum ve bu kimlik dolayısıyla toplumda yaşadığım sorunlar, bu sorunların getirdiği ‘kimim, kimiz’ gibi kafamı kurcalayan soruların yarattığı kişisel arayış sebep oldu. Bununla ilgili komik bir anım da var hatta. Teyzemin kızıyla ilkokul beşinci sınıfta söz verdik birbirimize. Kendi kültürümüzü araştıracağız, nereden geldiğimizi bulacağız, sonra da kitap yazacağız diye. O okumadı evlendi, ben devam ettim eğitimime. Okuduğum ilk üniversite Edirne’deydi. Biliyorsunuz Edirne’de de yoğun bir Roman nüfusu var. Kakava şenlikleri esnasında Edirne’deki hocalarımız şenlikleri izlemeye götürdü bizi, birazda çekim yaptık yıl 2000. Ben gelenek ve göreneklerinin ilk defa orada farkına vardım Romanlar’ın, genel adıyla Çingeneler’in. İncelemeye başladım, notlar aldım ve yaşadığım toplumla karşılaştırdım oradaki gelenekleri. Neler aynı neler farklı karsılastırma fırsatı buldum. En önemlisi kullanılan daha az asimile olan Romani dilinin farkına vardım. Edirne’deki Romanlar benim ailemden farklı olarak az asimile olmuş Romancayı konusuyorlardı. Birde sadece bizim akrabalar arasında konuşulan bir dilin hiç tanımadığım insanlar arasında konuşuluyor oluşu çingenelere karşı olan merakımı
katmerleştirdi. Böylelikle tam anlamıyla acemice de olsa arastırmaya baslamış oldum.
Bir belgesel çalışması esnasında Haluk’la tanıştım. Zaten kafamda var olan bu arastırma fikrini görselliğe dönüştürüp Çingene halkını merak eden bizim gibi nereden geldiğini sorgulayan insanlarla paylaşmayı amaçladım. Bu fikri de benden daha deneyimli olan, yıllardır sinema, televizyon piyasasında yer alan Haluk’la paylaştım. Zaten duygusal boyutunu yasadığımız kişisel ilişkimizin bir parçası oldu bu film. Çünkü Haluk’la ileriye dönük bir hayat kurmaya çalışırken bu etnik kimliğim onun içinde bir sorun olusturacaktı toplumda Çingenelere karşı varolan önyargılardan dolayı. Böylelikle çekim serüvenimize basladık. Bu çekimlerden önce bu projeyle ilgili iki önemli sorun vardı karşımızda . Birincisi nereden baslayacağımız sorunuydu. Çünkü Çingenelerle ilgili yazılı döküman çok az. Kimse yüzyıllardır bu topraklarda yasadığı halde bu gerçeklik hakkında araştırma yapmamış yada sınırlı, yetersiz bir arastırma yapmış (çekimler esnasında kitaplarda varolan Çingene gerçekliğiyle ilgili bir çok bilginin yanlış olduğunu gördük). Diğeri de ekonomik problem ama her seye rağmen basladık çekimlere. İlk önce 5 kişiydik yapımcımız Mehmet Ali Yılmaz, ben, Haluk, Volkan ve Hatice Özçelik. ilk olarak Mehmet Ali Yılmaz ve Haluk’un ekonomik desteğiyle Edirne ve Tekirdağ’da başladık çekimlere. Önce Edirne’ye gittik. Bir de komik bir şey var bu başlama hikayesinde. Haluk’la birlikte proje için destek aradık ama bulamadık. Sonra bağımsız bir şekilde çalışmaya başladık. Haluk’un Volkan adında bir ortağı vardı. Elimizde pek bir şey yoktu, piyasada kitap da bulamıyorsunuz. Daha doğrusu Çingenelerle ilgili çok az kitap var. Bu kitaplardan nereye ulaşacağız, nereye gidebiliriz diye düşünüyoruz. Volkan da bu sıralarda para bulmaya çalışıyordu, Haluk’ta öyle. Dosyamız bomboş, elimizde sadece Çingenelerle ilgili bir yazı var. Volkan telefonda görüştüğü kişilere “Ya abi elimde o kadar güzel, o kadar kuvvetli bir proje var ki” diyor, ondan sonra boş dosyaya vuruyor. Filmin böyle bir para arama serüveni oldu. Hiçbir zamanda bulamadık.
Haluk Arus: Ben de tabi Sponsorluk konusunda hemen yakın çevreme yani bereber iş yaptığımız firmalara başvurdum.Onlardan da hep oyalayıcı cevaplar geldi. Söz verir gibi oldular ama iş icraata gelince hiçbiri destek olmuyorlar. Sonra bir tanesi itiraf etti: “Niye Çingenelerle ilgili bir iş yapıyorsun ki? Git Karadeniz yaylalarını çek, para vereyim” diye açık açık söyledi adam. Ben de en son ulaşım için bir nakliye firması ile görüşüyordum, minibüs vereceklerdi bize.1 ay oyaladılar bizi. Biz kışın çalışıyoruz belgesel çekimlerini de ancak yazın yapabiliyoruz. Sonra o firma da bizi oyalayınca bir dedik ki bari krediyle araç alalım. Hem aracımız olur hem de kimseye muhtaç olmayız... Filmin yapımcısı olan Mehmet Ali Abinin desteğiyle kredi ile bir tane minibüs aldık, çıktık yola. Onun öncesinde de ilk 2001’de Volkan’ın büyük ısrarlarıyla H ıdrellez’e gittik. Bir görelim, havayı koklayalım istedik. Orayada bir araç kiralayıp gittik. Aracımız yok, hiçbir şeyimiz yok. Arkadaştan da kamerayı aldık, gittik, çektik. Çektiklerimizi ufak bir kurgu yaptık. Baktık ki güzel oluyor, büyüleyici bir havası vardı ortaya çıkan işin. Orası biraz daha müzik ağırlıklıydı.Oysa biz biraz daha kültüre girmek istiyorduk. Heyecanlandık yani daha çok heyecanlandık. Ben o sıralar Uğur Yücel’in dizisinde çalışıyordum. Uğur abiye bahsettim bu projeden oda çok görmek istedi çektiklerimizi.Seyrettirdim O da çok heyecanlandı. “Ben buna her türlü desteği veririm” dedi Onun hem manevi hemde ekipman desteği projeye daha profesyonel yaklaşmamızı sağladı. iki kamerayla çıktık yola.Yedi gönüllü kişiyle maddi imkanlarımız el verdiğince, benzin ve yemek paramız yettiğince dolaştık, çektik.
Elmas Arus: Ekip zaten gönüllü çalışıyor. Kimsenin konforluluk adına bir beklentisi yok. Genelde öğretmen evlerinde kalıyorduk. Zaten gittiğimiz yerlerde akrabalar, dostlar yemek yediriyorlar, ağırlıyorlardı. E gerçi biz de gittiğimiz yerlere eli boş gidemiyorduk. İşte, kendi kendine dengeleniyordu.
Haluk Arus: Çekim yaptığımız yerdeki insanlar da bize çok yardımcı oldu yani inandılar bize. Zordur çekim yapmak, içlerini açmazlar ama bize inandılar ve onlar da bize yönlendirmede bulundular. İşte ”Evreşe’de şu akrabam var” diye verilen önerilerle ağımız bayağı bir genişledi. Hani her yere yayıldık diyebilirim. Ondan sonra da fırsat buldukça da çektik, çektik...
Elmas Arus: Ekipteki birçok insanın etnik kökeni ilişkiler açısından filme çok şey kattı. Özellikle doğuda M.ali beyin ilişklilerin samimiyet kazanmasında çok etkisi oldu.Buda bize birçok kapı yarattı. Ekip içinde Kürtçe, Lazca, Abdalca, Romanca dillerinin bilinmesi acayip önümüzü açtı. Yani Doğu’daki Domlar genelde anadilleri gibi Kürtçe konuşuyorlar. Hatta “Niye Türkçe öğrenmiyorsunuz?” dediğimizde “Ne ihtiyacımız var ki?” diyorlar. İki yıl kendi imkanlarımızla kışın çalışıp yazın çekim yaptık. Bir taraftan belgeselde gördüğümüz şeyler bizi filme motive ederken öte yandan ekonomik boyutuyla da bizi çok yordu. Para da bulamayınca böyle ne yapalım, ne edelim, nereye gideceğiz, ne yapacağız derken özellikle Haluk çok yoruldu, cidden çok yoruldu. Bütün kış çalışıyor, yazın da parasını çekimler için harcıyor. Ekip arkadaşlarımız da çok bunaldılar. Çektik çektik ama bir kanal bile yok ortada. Nereye götüreceğiz, bu işi nasıl başlayacağız? Belirsizlikten kaynaklı projenin bıkkınlık yarattığı
dönemlerde olmadı değil.
Haluk Arus: Biz hatta 2 sene geç evlendik proje yüzünden Elmas’la.
Elmas Arus: Ekipten ayrılanlarda oldu. Bende 7 aylık hamileydim. Normal koşullarda doktor izin vermedi “Çekime gidemezsin” dedi. Ama çekimde olmayı da çok istiyordum, gittim. Karadeniz’den Doğu’ya kaydık, Doğu’dan İstanbul’a geldik. Yaklaşık 14 ili gezdik o sırada. Konya’dayken zehirlendim. Hepimiz çok korkmuştuk. Öyle işte o
şekilde tamamladık. Son turda Kültür Bakanlığı’ndan destek aldık. O hikayeyi de Haluk anlatsın.
Haluk Arus: Kültür Bakanlığının destek verebilmesi için bir yapımcı firma belgesi olması gerekiyor. Yapım şirketlerinin alabileceği bir belge. Bir arkadaşımın vardı öyle bir belgesi. Onun vasıtasıyla başvurduk ama sonra bu para çıkınca adamın talepleri değişti. Hiç emek göstermediği bir işte, “Kasetler benim kasamda duracak, alacağınız paranın şu kadarını ben alacağım” demeye başladı.
Elmas Arus: Birden iş paraya döndü. Bu gönüllü bir iş ama o para için yapıldığını düşünüyor. Bizim emeğimiz ya da 7 kişinin emeği hiç umurunda değil. Para da ne
para yani altı üstü 30 milyar. Biz bir gidiyoruz, bir geliyoruz 50 milyar gidiyor. Adamın bütün kavgası bu para içindi. Sonra Kültür Bakanlığı’ndan o parayı almaktan vazgeçtik. Ne olursa olsun kendimiz bitiririz dedik.
Haluk Arus: Herkesle de bağlantıyı kurmuşuz geleceğiz diye. Parasız borç harç yola çıkmak zorunda kaldık. Hatta film için banka kredisine başvurduğumda, görevli böyle bir kredilerinin olmadığını söyledi. Normalde ferdi kredi için başvurduğunuzda en çok 8-9 milyar verirler ama bize 50 milyar para lazım. Kredi de vermediler bize, öyle borç harç yaptık bu işi.
OYALAMA VE TACİZLERLE GEÇEN ÇEKİM GÜNLERİ
Çingeneler için “buçuk” diye anılmak en büyük sorun mu sizce? Neden “Buçuk” ismini verdiniz filme? Bu konsept nasıl ortaya çıktı?
Elmas Arus: Buçuk’un konsepti bizim senaristimizdençıktı. Biz ona böyle bir belgesel hazırlıyoruz, böyle şeyler çekiyoruz diye anlattık. Nereden başlayacağımızı bilmiyoruz heyecanla anlatıyoruz işte şunu yapacağız bunu yapacağız diye. Semih Abi bizim için oturdu 15-20 gün bu konu üzerine çalıştı.
Elmas Arus: Bu tabir gerçekten kullanılıyor. Ama ben Çingeneler için kullanıldığını bilmiyorum. Semih abi “ Türkiye’de 72,5 millet tabiri vardır. O buçuk tabiri kim için kullanılıyor biliyor musun? Bu tabir Çingeneler için kullanılıyor” dedi. O yüzden sizin filminizin ismi buçuk olsun Siz çektikçe tam yapın dedi. Biz de başladık.
Haluk Arus: Aslında “BUÇUK” ilk başta insanların tepki duyabileceği bir isim ama biraz
da amaç ironi yaratmaktı. Yaptığımız filmin ismi buçuk ama içeriğine baktığınız zaman insanların buçuk olmadığını görüyorsunuz amaç o. Hatta Artvin valisi bize zorluk çıkardı. Bu yüzden film çekimlerimiz ertelendi. Kültür Bakanlığı’ndan çekim iznimiz olmasına rağmen oldu bu. Öyle bir olay oldu ki bize çekim yaptırmadılar. şimdi belgesel çekebilmek için valilikten izin almanız gerekiyor, Emniyete bildirmeniz gerekiyor. Biz geldik çekim yapıyoruz diye. Ama o ilimizin valisi çok zorluk çıkardı. Hatta artık bezdik biz bürokratik engellerle uğraşmaktan, mahalleye gidip hani kendi kafamıza göre çekelim dedik. Bu seferde sivil memurlar gelip çekimi engelledi. Saatlerce basımızda beklediler sanki yasak bir bölgeye girmişiz gibi.
Elmas Arus: Filmde hani odun toplarken görülen aile var ya, o aile dedi ki gelin mahallenin halini görün orada çekim yapalım hem de benim amcam seksen yaşında kıl elek yapıyor dedi. Mahalleye girdik biz girerken sivil polis arabaları da mahaleden çıkıyordu. Daha önce bize gelin burada çekim yapan insanlar çeşitli bahanelerle kapılarını kilitlediler.Tekrar niyetimizi anlatmaya koyulduk. Anlaşılan o ki bizden önce mahalleye gelen sivil polisler niyetlerini daha net anlatmışlar mahalleliye.. Kendimizi çok kötü hissettik. Bizim amacımız belgesel yapmak, orada görüntü almak. Türkiye’de Poşalar arasında iki kişi kalmış kıl elek yapmayı bilen ve onlar da öldüğünde kimse kalmayacak. Biz bunu belgelemek istiyorduk. Buna izin vermediler. Bu süreç asıl şöyle başladı, Kastamonu’dan başladı. Oradaki Poşalar öyle bir mantığa bürünmüşler ki ve bir dizi ispiyonculuk oldu. Mahalleye giriyorsunuz, mahallenin muhtarını birileri arıyor, bizim buraya geldiler, bizi ayrımcılığa zorluyorlar diye. Haydi oradan karakola alındık.
Haluk Arus: Sinop’ta ekip arabası önümüzü kesti, sağa yanaştırdı bizi ve inin merkeze gidiyoruz dedi. Orada 2-3 saat tuttular bizi. işte belgeleri falan gösterdik. Ama yine uzun süre beklemek durumunda kaldık.
Elmas Arus: Şimdi mesela yetkililere diyorsun ki bu Projenin Kültür Bakanlığı’ndan izin kağıdı var. Onu dikkate almıyor keyfi uygulama yapabiliyor çok ilginç yani.
Haluk Arus: Karadeniz’de daha rahat çalışırız diyorduk. İnsanların refah durumu Doğu’ya oranla daha iyi. Daha bilinçli insanlar beklerdik. Ama bütün heyecanımız yıkıldı Karadeniz sayesinde.
Elmas Arus: En zor çalıştığımız yer orası oldu. Biz Güneydoğu’dan çok korkuyorduk. Sonuçta terör olaylarının devam ettiği bir yer. Ama orada o kadar bize yardımcı oldular ki. Gerek güvenlik olsun gerek ulaşım olsun. Mesela askerler işte şurada terör sıkıntısı var sizin güvenliğinizi sağlayalım dediler. Karadeniz’de böyle sıkıntılar olmamasına rağmen Karadeniz’deki yöneticilerin bu tavrı çok ilginçti. Galiba oradaki poşalarla anılmak istemiyorlar.Sinopta birkaç poşa köyü olduğunu bilmemize rağmen karakoldakilere bunun doğruluğunu onaylatmak istedik.Fakat onlar yardımsever bir tavırla onların sınırları içinde poşa olmadığını Kastamonuya bakmamız gerektiğini söylediler.
Haluk Arus: Cuma günü biz Artvin’deydik. Cuma sabahtan akşama kadar bizi oyaladı vali. Cuma günü çekim yaptırmadı. Sonra mahalleye gittik. Ekip gelince yine yarıda bırakmak zorunda kaldık çekimleri. Cumartesi-pazar Vali ve danışmanları çalışmadığı için de yine izin alamıyorsunuz.
Elmas Arus: Erkekler içeride konuşurken biz kızlar dışarıda kaldık. Çay bahçesinde oturuyoruz. Birileri geldi. İğrenç bakışlarla bizi taciz ediyor. Ben hamileyim ve utanmadan bunları yapabiliyorlar.Bu sırada herkesin arabasının durduğu yerde bizim
minübüste duruyor.Onlara birşey yok bize arabamızı çektirmek için anons ediyorlar.
Haluk Arus: Sonra Pazartesi Bakanlığa telefon açtım. Dedim böyle böyle yani. Sizin izin verdiğiniz bir projeye Artvin Valiliği izin vermiyor. O an bakanlık devreye girdi, aramışlar Artvin Valiliğini. Vali sağolsun akşamüzeri davet etti mekanına.
Haluk Arus: Vali en son çıkarken şöyle bir şey söyledi. Dedi ki; bu buçuk ismini çok mu düşündünüz dedi ve bakanlıkla konuştuk dedi. İşte filmin ismi ikilik yaratıcı bir isim. Nasıl böyle bir projeye destek verirsiniz diye hesap sormuş. Ondan sonra da Bakanlık demiş ki biz bunu gözden kaçırmışız çok haklısınız, gerekeni yapacağız demiş. Ben de dedim ki içeriğini bilmeden nasıl böyle bir değerlendirme yapabilirsiniz.
EĞİTİM VE SAĞLIK EN BÜYÜK SORUN. ÇOCUK FELCİNDEN
DOLAYI ÇOCUKLAR HEP YERDELER.
Cingeneyiz.org: Bu kadar çok Çingene mahallesine ve köyüne girdiniz, yaşantılarının her anına tanık oldunuz. Çingenelerin en çok gözünüze çarpan sorunları nelerdir?
Elmas Arus: Herkes dışlanmanın temel sorun olduğunu düşünür ama dışlanma değildi temel sorun. Dışlanma ne zaman sorun biliyor musunuz? Ne zaman ki Çingene kendi toplumundan kopar, bulunduğu toplumla karısmaya çalışır işte o zaman sorun teşkil eder. Bir de olayın diğer tarafı var. Toplum Çingeneleri dışlıyorsa Çingeneler de kendinden olmayanı dışlıyor. Çekimler sırasında bunu çok net gördük gittiğimiz yerlerde. Çingenelerin bana karşı davranışları farklıydı ekipten diğerlerine karsı davranışları farklıydı.
Bir kere Doğu’da belirgin bir dışlanma söz konusu değil. Doğu’dakiler Kürt kültürüne biraz daha yakın. Kürtçe’yi anadilleri gibi konuşuyor, Domca’yı ikinci dil olarak kullanıyorlar. Ben Dom’um demedikçe onun Çingene olduğunu anlayamıyorsun. Esas sorunlar ekonomik sorunlar. Yani dışlanmadan da önce ekonomi geliyor. Aslında ekonomi kadar sağlık sorunları da önemli. Mesela çocukların hiçbirine aşı yapılmıyor. Çok fazla çocuk felci var.
Haluk Arus: Çocuklarda hastalık çok fazla. Bunu Marmara Bölgesi’nde çok gördük mesela. Belediye başkanı şehrin merkezinde Çingeneleri görmek istemiyor. Hastane gibi yerler de şehrin merkezinde. Onun için hastaneye giremiyorlar. Kadının oğlu askerde mesela onunla görüşmek için ya da Mektup gönderecek gönderemiyor. Görmeyeceğim sizi burada diyor “yetki verilmiş şahışlar”.
Elmas Arus: Çınarcık Belediye Başkanı sınırları içerisinde çöp toplayarak yasayan çingenelere diyor ki siz esmer insanlarsınız şehirde çirkin görüntüler yaratıyorsunuz. Dolayısıyla sizi gören turist buraya gelmek istemiyor sizi gündüz buralarda görmeyeceğim diyor. İnsan gündüz yapacağı işleri nasıl yapar bu durumda.
Haluk Arus: Göçebe yaşayan Çingeneler için Marmara, Ege ve Güneydoğu’da çoçuk felci çok fazla yaygın. Bütün çocuklar yerlerde aşı olmamaktan dolayı.
Elmas Arus: Bir de dikkat edersen belgeselde hepsinin dişlerinde bir problem vardı. Çoğunun da dişleri yoktu. Yani ağız ve diş problemi çok. Kadınların hemen hemen hepsi rahimle ilgili sağlık sorunları yaşıyorlar. Yani sağlıkla ilgili ciddi sıkıntıları var.
Haluk Arus: Göçebe Çingeneler için iki belediye arasında sıkışıp kalma durumunda oradan oraya sürülmek de büyük problem. Bir dönem bir belediye bir başka dönem diğer belediye kendi sınırlarının dışına sürüyor Çingeneleri.Onların sorunlarıyla uğrasmak yerine yerel yöneticiler için onları yok saymak insan yerine koymamak kolay çözüm. Pardon seçim zamanı dışında.Biliyosunuz çingeneler iyi bir oy potansiyeli.Çoğunun çocukları okula gidemiyor, erkeklerçalışamıyor. Bu sorunları aşamadıkları sürece yaşam çok çok zor.
Elmas Arus: Sonra da elbette hırsızlık yapıyorlar. Ama ben böyle bir durumda o adama gidip de neden hırsızlık yapıyorsun diye soramam. Sen aslında yaşam alanlarını daraltarak onları hırsızlık yapmaya mecbur bırakıyorsun yani sorunlar bu düzlemde ortaya çıkıyor. Dışlanma çok büyük sorun değil. Dışlanma dışarısıyla entegrasyon söz konusu olunca problem oluyor yoksa kendi toplulukları içinde yaşadıkları zaman dışarıda böyle bir tavır varmış diye üzülmüyorlar. Ama ne zamanki çocuğunu okula gönderiyor işte o zaman bir dışlanma problemi oluyor. Bence sorun sıralaması ekonomik sağlık eğitim dışlanma şeklindedir.
Cingeneyiz.org: Filmde İstanbul’daki mahalleler fazla gözükmüyor. Bunun nedeni nedir?
Elmas Arus: Bu bizim bilinçli bir tercihimizdi.
Haluk Arus: Bu filmde biz daha çok göçebe kültürler üzerine bir çerçeve çizdik. şehirde bu kültür haliyle bozulmuş durumdaydı. Bizim amacımız göçebe yaşantıyı belgelemekti.
Elmas Arus: Aslında herkes İstanbul’a geliyor. Çingeneler İstanbul’dakilerden ibaret sayılıyor. Dolayısıyla diğer bölgelere kimse eğilmiyor, kimse gitmiyor, gidemiyor. Onun için İstanbul’u daha ikinci plana attık. Çok az kullandık hatta. Bu bilinçli tercihimizdi.
Cingeneyiz.org: Gelecekteki projeleriniz nelerdir?
Elmas Arus: Aslında 13+1’lik bir proje düşünüyoruz. + 1 kolaj bir bölüm olacak. Bunu da herhangi bir kanalda yayınlatmayı düşünüyoruz. şimdi bu film Çingenelerin abc’si gibi duruyor. Diğer harfleri sonra vereceğiz.
Haluk Arus: Dezavantaj şu; televizyon kanalları belgesel yayınlamak için para istiyorlar. Siz diyorsunuz ki kafa kafaya yayınlayalım. Ama öyle bir anlayış yok Türkiye’de
Elmas Arus: Ama son zamanlarda insanlar Çingeneleri biraz daha merak etmeye başladı, popüler Çingene kültürü ile birlikte. Dolayısıyla reyting kaygısı olan kanallar birazcık eğilmeye başladı ama yine bunun magazinsel boyutuyla ilgileniyorlar. Buna da biz razı olamıyoruz.
Cingeneyiz.org: Son olarak sitemizle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Elmas Arus: Ben gerçekten çok beğeniyorum çok güzel ve mantıkla hazırlanmış bir site. Her yerden haberleri alabiliyorum. Ben Çingenelerle ilgili bütün bilgilere hemen hemen oradan ulaşıyorum. Yani kendi bağlantılarım dışında.
Cingeneyiz.org: Çok Teşekkür ediyoruz.