
Romanlar, Abdallar, Elekçiler, Domlar, Lomlar, Mırtipler! Çingene olarak adlandırılan veya kendisini Çingene olarak kabul eden herkes! Burası sizin siteniz.

Dünya
Dalitsen Sandaletlerini Çıkar Ya Da... 18/01/2009
Hindistan yine akıl almaz bir ayrımcılık ve işkence vakasıyla gündemde. Ülkenin çeşitli eyaletlerinde yaşanan kast ayrımcılığı akıllara zarar örneklerle kendisini gösteriyor. Son örnek 7 Ocak günü Tamil Nadu eyaletinin Dindigul kentinde yaşandı. Hristiyan üst kastların sokağına sandaletleriyle giren bir Dalit genç önce dövüldü daha sonra ise insan dışkısı yemeye zorlandı.
Şiddete maruz kalan Sadayandi isimli genç, en yakın polis merkezine giderek şikâyetçi oldu. Verdiği ifadede, üst kastların ağırlıklı olarak yaşadığı bir sokaktan geçerken, etrafını 10 kişinin çevirdiğini ve etrafını çeviren gruptan bazı kişilerin sokakta Dalitlerin sandaletle yürüyemeyeceğini söylediklerini belirtti. Bunun üzerine sandaletlerini çıkartmayan genç 10 kişilik grubun saldırısına uğradı ve içlerinden bir tanesi kendisine zorla insan dışkısı yedirmeye çalıştı. Olayla ilgili soruşturma başlatan güvenlik güçleri saldırıyı gerçekleştiren 10 kişiyi arıyor.
Bu olay, Neşet Ertaş’ın hayatını anlattığı Gönül Dağında Bir Garip kitabından bir bölümü aklımıza getirdi. Ertaş'ın verdiği örnekte Göçebe Zanaatçıların toplumun diğer kesimlerinden ayrılabilmeleri için belli bir giyim tarzına zorlanmaları ve bu zorlamaya uymamaları halinde ise toplum tarafından kötü bir muameleye maruz bırakılmaları çok güzel bir dille anlatılıyordu. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Ertaş'ın sözlerini burada alıntılıyoruz.
“Ben siz bir örnek vereyim: başımı alıp gittim 14-15 yaşında. İstanbul’a gittim. Orda 1-2 sene pavyonlarda çalıştım, İstanbul’u gördüm. İstanbul’da şapkayla gezilmezdi. Alıştım ben de öyle yaşamaya... Kırşehir’e, o zaman babamgilin oturduğu Bağbaşı Mahallesi’ne geldim. O gün Kırşehir’in çarşısına indim, herkes şapkalı. Ama ben alışmışım şapkasız gezmeye. Çarşıda, güneşe karşı oturan ihtiyarlar vardı. Onların önünden geçtim gittim. Geri dönerken aynı insanlar yine orada oturuyorlardı. O sırada çocuklar beni taşa tuttular. Abdal, şapkasız, vilayetin mahallesinde önümüzden şapkasız geçiyor diye. Kimseye ne küfür etmişim ne bir şey demişim. Hiç. Öyle geçip gidiyorum… Diyeceğim, Abdal şapkalı olur, şapkasının kenarı da gözlerine kadar inik durur, başı öne bakardı. Hep öyle olur ve öyle de giderdi.”*
Kaynak: www.ptinews.com
*Gönül Dağında Bir Garip, Neşet Ertaş Kitabı, sayfa 24, İş Bankası Yayınları, 2006.

