Ben Bir Çingeneyim
Amacımız
Çingeneler Kimdir?
Biz Kimiz?
Güncel
Dünya
Etkinlikler
Ropörtaj
Yazarlar
Kampanyalar
Arşiv
Fotoğraflar
Forum
Ziyaretçi Defteri
Linkler
E-Kütüphane
Radyo Çingene'de Dj Olmak İster misiniz?
ENGLISH

Romanlar, Abdallar, Elekçiler, Domlar, Lomlar, Mırtipler! Çingene olarak adlandırılan veya kendisini Çingene olarak kabul eden herkes! Burası sizin siteniz.

Çingenelerin Sitesine Hoşgeldiniz
Cingeneyiz.org Gönüllü Başvuru Formu

ANASAYFA

Haftanın Gündemi

2-8 Kasım 2009

Kentsel dönüşüm meselesi uzun zamandır ülkemizin gündemini işgal ediyor. Tabi sadece Türkiye'nin meselesi değil bu... Güneydoğu Asya'dan Batı Avrupa'ya kadar geniş bir coğrafyada toplumlar bu meseleyle yüzleşmişler veya yüzleşmekteler. Lafın kısası mesele şudur. Kentler oluşurken işgücü ihtiyacı dolayısıyla yetkililer oluşan yeni yerleşim yerlerinin gerekli donanıma sahip olup olmadığını fazla sorgulamazlar. O zaman mühim olan insanların başlarını sokacak bir yere sahip olmasıdır. Zamanla kentler oturur, başka kaygılar devreye girer. O zaman kentin her yeri eli yüzü düzgün olsun istenir. Buna bağlı olarak da eski yerleşimlerin çehresi yenilenir. Yenilenme sırasında ise kimileri mağdur olur. Evini barkını kaybeder. Kimileri ise yeni sürece uyum sağlayarak yapılan yeni konutların sakinlerinden olur. İşte size evrensel bir hikaye...

Türkiye'de ve dünyanın pek çok bölgesinde bu süreçten en fazla etkilenenlerin başında bizim toplumumuz geliyor. Çingene mahalleleri her kentsel yenileme sürecinde öncelikli olarak ele alınır. Malum, fukaralık başta dert. Öyle kendi gücüyle tek katlı gecekondusundan 5 katlı apartman dikecek babayiğit çok azdır bizim toplumda. İşte tam da bu yüzden bizden yıllar sonra gelenler çoktan apartman sahibi olmuşken 80 yıllık İstanbullu olup da baraka da oturan çok kardeşimiz vardır. Haliyle göze batarlar, dönüşüm projelerinde ilk akla gelenler böyle baraka tipi konutlardan oluşan teneke mahallelerimiz oluverir.

İşin doğrusu, bizimkiler de baraka da yaşamaktan mutlu değildir. Kim istemez doğru düzgün suyu elektriği olan, kışın insan gibi ısınabildiği, damı akmayan gıcır gıcır bir evde yaşamayı. Bizimkiler de ister! İster istemesine de böyle bir evde yaşamanın maliyetini karşılayamaz. Tok açın halinden anlamaz demiş atalarımız. Doğru bir yerde, bu derdi çekmeyen insanları barakalarda çadırlarda yaşamaya iten yoksulluğun nasıl bir şey olduğunu bilemez, anlayamaz. Bu kadar da fukaralık olur mu der? Olur dostlar, her şey insanlar için. Açlık da tokluk da.

Velhasıl kelam, özünde kentsel dönüşüm fikri herkezden evvel bizim insanımızın aklına yatar. Bazı bölgelerde belediyelerimizin gerçekleştirdiği sosyal kaygılarla hazırlanmış kentsel dönüşüm projelerinin en büyük destekçileri olmuştur mahalle halkı. Kendilerine uzatılan bu dost elini tutmakta gecikmezler. Ne yazık ki bazı bölgelerde ise "insanı yaşatmak" felsefesi yerini "binayı yaşatmak" felsefesine bırakmıştır. Bu anlayışla yapılan projelerde insanlar mağdur olmakta zarar görmektedir. İnanıyoruz ki ileride böylesi hatalar düzeltilecek, kentsel dönüşüm fakir fukara mağdur edilmeden uygulanabilecektir. Nitekim bu konudaki olumlu örnekler istenildiğinde her şeyin başarılabildiğinin en büyük ispatıdır.

Tahmin edebileceğiniz üzere bu kadar lafı gündem dışı sarf etmedik. Bakırköy belediyesine bağlı zabıta ekiplerimiz D-100 karayolunun yakınlarındaki çadırları kaldırmak istemişler. Bunun için de bir uyarı yapılmış. Bizimkiler önce eşyalarını boşaltmışlar. Arkasında çadırlar yakılmış. Şüphesiz ki dünyanın hiçbir yerinde yol kenarına kurulan çadırlara yetkililer göz yumamazlar. Bu konuda hemen her yerde belli bazı düzenlemeler yapılmıştır. Örneğin İngiltere'de göçebelerin konaklaması için bazı özel bölgeler hazırlanmıştır. Bu çerçevede belediyenin müdahalesine diyecek bir lafımız olamaz. Yine de içimize sinmeyen bazı noktalar var.

Birincisi bu çadırlar sözkonusu ailelerin yegane konutlarıdır. Yarın başka yere gittiklerinde de onlarda kalacaklardır. Bu bir tercih meselesi değildir. Heyecan peşinde değildir bu insanlar. Macera da aramıyorlar; evleri barkları karavanları olmadığı için çadırda kalıyorlar. Hal böyleyken çadırları yakmanın anlamı nedir? Bu insanlara en azından kışı geçirebilecekleri bir başka yer gösterilemez miydi? Diyelim ki ilgili belediyemizin sınırları içerisinde böyle bir yer yok Büyükşehir Belediyesi ile temasa geçilip uygun bir yer kararlaştırılamaz mıydı? Keşke böyle yapılabilseydi. Ama inanıyoruz ki yetkililer bu konuda en kısa zamanda gereken önlemleri alacak ve ailelerin mağduriyetlerini giderecek uygulamaları devreye sokacaklardır.

Aksi halde? Aksi halde değişen bir şey olmaz. Bu ailelerin gidecek yeri yoksa kendilerine kalacak bir yer arayacaklardır. Sağdan soldan topladıkları teneke, tahta, plastik parçaları ile barakalar yapacaklar. Kışı kıyameti orada geçirmeye çalışacaklardır. Söylemek istediğimiz şu, sorunu temelinden çözmediğimiz takdirde kentin çehresini güzelleştirme yolunda attığımız son derece olumlu adımlar geri tepebilir. Kaş yapayım derken göz çıkarmış oluruz.

İnanıyorum ki bu konuda sağ duyu hakim hale gelecek, kentsel dönüşüm projelerinde sosyal boyutu ağır basan bir vizyon ön plana çıkacaktır.

Hepinize şen bir hafta diliyorum.

Sağlıcakla kalın.

Arsiv

26 Ekim 2009 / 1 Kasım 2009

19-25 Ekim 2009

11-18 Ekim 2009

3-10 Ekim 2009

21 Eylül-2 Ekim 2009

13-18 Eylül 2009

7-11 Eylül 2009

31/Ağustos/2009-03/Eylül/2009

24-28 Ağustos 2009

Cingeneyiz.org: İddiasını Varlığı ile Doğrulayan Girişim 20/08/2009

counter in iweb