
Romanlar, Abdallar, Elekçiler, Domlar, Lomlar, Mırtipler! Çingene olarak adlandırılan veya kendisini Çingene olarak kabul eden herkes! Burası sizin siteniz.


E-Kütüphane
Güncel
Ian Hancock Avrupa'da Çingene Karşıtı Irkçılığın Sonuçları
Irk, göç ya da herhangi bir sorundan söz ediyorsunuz. Eğer liberalseniz siyahların sorunları olduğundan bahsedersiniz. Şayet değilseniz bizzat siyahların sorun olduğunu söylersiniz. Oysa yeni Avrupa’nın mensuplarının tek gerçek sorunu beyazlardır. Irkçılık, elbette, bizim sorunumuz değil; sizin sorununuz. Biz sadece sizin ırkçılığınızdan muzdaribiz.
Salman Rushdie1
Saygıdeğer Büyükelçi, sayın Başkan, saygıdeğer üyeler. Toplantı öncesinde konuşma konumu ırkçılık olarak seçtim. Özellikle Doğu Avrupa’da Roman halkına yönelen ırkçılığın doğası ve sonuçları üzerinde duracağım.
Irkçılık, kontrol edilmediği taktirde Avrupa’yı 21. yüzyılda kaosa götürecek ve kaçınılmaz olarak felakete itecek bir kanser gibi algılanmalıdır. Mübalağa etmekle itham edilmek istemiyorum ancak burada değindiğim noktaların da zorlama olmadığını düşünüyorum.
Doğu Avrupa halkları 1989 sonrasında demokratik rejimler kurarak Batı dünyasına katıldılar. Çeşitli alanlarda yapılması gereken düzenlemelerden dolayı devam eden bu sürecin kolay olduğunu söyleyemeyiz.
...
Demokrasiye geçiş demokratik sistemin tüm unsurlarının inşası ile olmalıdır. Eğer bu yöndeki dönüşüm tek yönelimli ise sistem tamamlanmamış olacak, işlevlerini yerine getiremeyecek, geriye hüsran ve öfke kalacaktır. Demokrasi idealinin bir unsuru, temel insani hakların güvence altına alınmasına tanınan öncelik olmalıdır. 1989’dan beri Doğu Avrupa’da insan hakları sicili kötü durumda. Doğu Avrupa halklarının demokrasinin kendilerine uygun olan belli unsurlarını seçip diğerlerini kabul etmemeleri söz konusu olamaz.
...
Amerika Birleşik Devletleri Devlet Bakanlığı Delegasyonu’nun ve Etnik İlişkiler Projesi Roman Danışma Konseyi’nin tek Roman üyesi olarak, Doğu Avrupa’daki Romanlar ile Amerika’daki Afrika kökenli Amerikalıların durumu arasında bir paralelliği göstermek istiyorum. Buradan çıkarılması ve ne olursa olsun önemsenmesi gereken bir ders vardır.
Hiçbir sistem pratikte kusursuz değildir. Demokratik bir cumhuriyet ile yönetilmekle beraber Birleşik Devletler’de de belli sorunlar vardır. Bu sorunlar, yasalardaki ayrımcılıktan değil, toplumun içine kök salmış sosyal tutumlardan kaynaklanmaktadır. Hala Amerika’nın ulus olmasından çok önce zamanlardan kalma ırkçı miras ile başa çıkmaya çalışıyoruz. Irkçılığın ülkemizin geçmişindeki kökenlerini ve ırkçılığın kökten yanlış ve tahripkar olduğunu teslim ediyoruz. Hükümet sistemimiz de bunu eğitim organları, seminerler ve medyadaki kamusal hizmet duyuruları aracılığıyla devamlı olarak göstermeye devam ediyor. Birleşik Devletler’deki ırk sorununun köklerini anlamak için tarihe bakmalıyız. Afrika kökenli Amerikalılar yaklaşık dört yüz yıl önce köleleştirilmiş ve bu süre boyunca sistematik olarak kişiliksizleştirilmişlerdir. Eğitim, ulaşım, sağlık gibi birçok konuda yasal alandaki ayrımcılık, 20. yüzyıla kadar devam etmiştir. Daha yeni yapılan bir anket, Birleşik Devletler’deki beyaz nüfusun dörtte üçünün siyahlara karşı ırkçı saldırıda bulunduğunu göstermektedir. Yüzyıllarca insan olma kimliğini kaybedecek derecede değersizleştirilen bir halkın, hukuki düzenlemelerin hemen ardından eşit görülmesi mümkün değildir. Nesiller boyu süren önyargıların yok edilmesi gerekmektedir ve bunu gerçekleştirmek kolay değildir.
Irkçılık bir ırkın üstünlüğüne olan inanç olarak tanımlanabilir. Bu ise çoğunluğun azınlık, güçlünün güçsüz üzerinde belli davranışlar sergilemesine sebep olur. Irkçılık önyargı artı güç demektir. Hiç kimse ırkçılığın yönetimin her alanındaki varlığını reddedemez. Irkçılık kurumsal doğası ile toplum içerisinde kendisini meşrulaştırır. Irkçı bir toplumda bazı yurttaşlar başarı ve güvenliğe otomatik olarak ulaşırken, diğerleri aynı imkanlara ulaşabilmek için mücadele etmek zorundadırlar, aksi taktirde bunlardan mahrum kalırlar. Baskın, ırkçı kesim, dışlananları sisteme katılımdan mahrum bırakan ve onları fazla, değersiz hissettiren bariyerler kurarlar.
Birleşik Devletler’de siyahlara yönelen ırkçılığın uzun vadeli sonucu, özdeğer ve umuttan yoksun bırakan derin bir burukluk, kandırılmışlık, gücenme ve hışım olmuştur. Bu kendisini öfke şeklinde herhangi bir biçimde gösterebilir. Son zamanlardaki çalışmalar, genç siyahların çoğunluğunun kendi gelecekleri hakkında umutsuz olduğunu göstermektedir. Bu kesimdeki işsizlik, toplumun diğer kesimlerine göre daha yaygındır. Bu ise şiddet olaylarını üretmekte, uyuşturucu ve alkole kaçışı tetiklemektedir. Bu gençlere sorulduğunda, gelecekte yaşamayı ümit etmedikleri, olumlu bir bekleyişlerinin olmadığı ve bu duruma karşı durmayı düşündükleri görülecektir. Bu karşı duruş ise trajik bir şekilde yine haysiyetlerini kaybettiklerini düşünen ve kendi güçsüzlüğüne karşı öfke besleyen Afrika kökenli Amerikalılara yönelmektedir.
Afrika’daki Avrupa zulmünü anlatan Fanon, Afrikalı’ya darbe indiren bu siyasetin hakaret edici nitelikte olmasına rağmen Afrikalı’nın buna karşı düşmanca bir tepki vermediğini, hatta dalkavukluk ettiğini; ancak aynı Afrikalı’nın başka bir Afrikalı’nın kendisine yönelen önemsiz bir tepkisi yada öfkeli bir bakışı karşısında, kardeşiyle karşı karşıya geldiğini ve kişiliğini korumanın son çaresi olarak bıçağına sarıldığını yazar. Bu tip bir ırkçılık, geniş çaplı bazı psikolojik sorunları açıklıyor: depresyon, öz-nefret, öfke, umutsuzluk, ruhsal sağlığa yöneltecek araçlardan yoksunluk. Bir diğer nokta ise suç ve sistemin sabote edilmesi. Yüz yıldan fazla zaman önce Friedrich Engels yokluğun dürttüğü bu halkların mensuplarının topluma açıkça karşı durduğunu ve hırsız yada katil olduklarını belirtmişti. Bu kişiler böylelikle kendilerine gizli savaş yürütenlere karşı açıktan savaşmış olurlar.
Başka sonuçlar da var. Irkçı davranışların beş ayrı sonucu daha olabilir:
(1) Mağdur grubun yurtseverlik duygularını yok eder ve bu ulusal birliğe karşı yönelen açık bir tehdide dönüşür. Öyle ki tek ülkede iki ulusun ortaya çıkmasına sebep olabilir.
(2) ırkçılık pahalıya mal olur. Sadece doğrudan değil (1992’de Los Angeles’da ırkçı saldırıların maliyeti milyon dolarları bulmuştu), aynı zamanda fiziksel imkanların bölünmesi, hukuk davalarındaki masraflar, refah ve işsizlik ödemeleri ile.
(3) Irkçılık vasıfsızlık ile birleşince komünizm sonrası ülkelerin birçok yerinde Romanlar arasındaki işsizlik oranı % 90’ı bulmuştur. Eğer şimdi bir şey yapmazsak tek başına ırkçılığın israfçılığı, Avrupa’yı yıkabilir.
(4) Ulusal çalışma gücünün büyük bir kısmı maksimum verimi sağlayacak şekilde kullanılmamakta ve potansiyeli reddedilmektedir.
(5) Irkçılık ülkenin kötü bir izlenim yaratmasına sebep olur. Güney Afrika’nın yıllarca dünyanın dört bir yanında kınanması, dünyadaki gelişmelerden ve uluslararası ticaretten dışlanması buna örnek gösterilebilir.
Avrupa’da Romanlara yönelen ırkçılığın birçok kökeni vardır. Renkle ilgili var olan önyargı bunlardan sadece biridir. Ancak renk Romanların 14. yüzyılda ilk kez köleleştirilmelerinin bir nedeni değildir. Afrikalıların köleleştirilmelerine benzer şekilde, Roman köleliği de yaygın ve ücretsiz iş gücü isteğinden
kaynaklanmaktadır. Bu gücün Balkanları terkini engellemek için, 15. yüzyıldan itibaren bu işçileri mülkleştiren yasalar yürürlüğe girdi. The Pariah Syndrome isimli kitabımda da belgelediğim gibi, insanlıktan çıkarma süreci bu olaydan sonra başlamıştır. Günümüz Romanyası’ndaki Çingene karşıtlığı da 1300’lerde Beyazların başlattığı bu ayrımcılık olaylarının devamıdır ve yüzyıllardır devam eden benzer baskıcı politikaların bıraktığı mirasın etkisidir. Hdreni’deki son cinayetlerle ilgili olarak “Çingeneleri öldürmek cinayet değildir, çünkü insanı öldürmek cinayettir” şeklinde iddiada bulunulmuştur. Eğer bu düşüncenin Doğu Avrupa’ya özgü olduğunu düşünüyorsanız, bir İngiliz hükümeti temsilcisinin birkaç yıl önce Romanların insan olmadığı yönündeki açık beyanını size hatırlatmak isterim. Amerika’da da Illinois polis birliğinin bir üyesi olan Dedektif Dennis Marlock, ulusal bir televizyonda Amerikan Çingenelerinin genetik olarak gelişmemiş olduğunu ve diğer insanlar gibi doğru ile yanlışı ayırabilme yetisinin oluşmadığını söylemişti. Bu kişinin bu ay, aynı konuyu ele alan, kapağında kimsenin benim insanlarım karşısında güvence altında olmadığı uyarısını getiren kitabı da yayınlandı. Bir üniversite profesörü ve Roman olarak, hakkımda yapılan bu tasvir ile ilgili ne hissettiğimi hayal edebiliyor musunuz? Ya da çocuklarıma ne söyleyeceğimi.
Bu konu ile ilintili bir başka kitap ise Sheldon Ekland-Olson’ın A.B.D.’deki idam cezasını ele aldığı kitabı.3 Texas Üniversitesi Dekanı Dr. Ekland-Olson, siyah Amerikalılara yönelen ırkçılığın, tutuklama ve mahkumiyetlerin 19. yüzyılda köle sahipliğinin olduğu eyaletlerde olduğundan daha fazla olduğunu tespit etmiş. Burada vurgulamak istediğim nokta, bir kesime yönelik olan zulmün ayrımcı tutumlar yaratması ve yasalar değiştikten uzun zaman sonra da etkisinin devam etmesi konusu.
Birkaç yıldır Batı dünyasındaki Afrikalılar ile Romanlar arasıdaki arasındaki paralellik ile ilgileniyorum. Görülen benzerliklerin bir kısmı kitabımda bulunabilir.4 Son olarak, edebiyat geleneğinin romanlar, halk hikayeleri, atasözleri, şarkılar, şakalar, karikatürler, tekerlemeler ile Çingene karşıtlığını ne şekilde düzenlediğini ve akıllarda yarattığı gerçek dışı Çingene algısını tartışmak istiyorum.
İki kesimin birbirine paralel olan politik uyanışıyla ilgileniyorum ve politik olarak kendi kaderini tayin hakkı konusunda Afrikalı Amerikalılardan kırk yıl geride olduğumuzu düşünüyorum. Slovakya’daki bir Roman siyasi parti, üyelerine kaçınılmaz gözüken bir çatışma hazırlığı için silahlanmalarını öğütlüyor. Dazlaklar tarafından işlenen bir cinayet dalgasından sonra, Çek Cumhuriyeti’nin Pardubice, Brno, Jihlava, Budejovice ve Ostrava şehirlerinde Romanlar arasında misilleme hareketleri olduğu ve öz savunmada artış olduğu rapor edildi. Bulgaristan ve Romanya’daki Romanlar da kendilerine Roman Karşıtı Ku Klux Klan diyen beyaz nefret gruplarına karşı direniyorlar.
Afrika kökenli Amerikalıların deneyimleri göstermektedir ki Roman halkının ekonomi ve eğitim alanındaki imkanlarının geliştirilerek orta sınıfa terfisinin sağlanması ile ortadan kalkabilecek bir sorun değildir. 15 Kasım 1993 tarihli Newsweek’in “Başarılı Siyahların Gizli Öfkesi” başlıklı sayısı, orta sınıfa mensup Afrika kökenli Amerikalılar arasında ırkçılığa duyulan öfkeyi konu alıyor. Feagin & Sikes’in Living Racism: The Black Middle-Class Experience’i de bu senenin en çok satılan kitaplarından biri. Grier & Cobbs’a ait Black Rage isimli kitap ise 1968’den beri satılıyor. Sistemi değiştirmek ve koşulları eşitlemek kolay değil. Fakat insanların sergilediği tavırları değiştirmek için çalışmak zorundayız. Bu nasıl başarılabilir?
Feagin ve Sikes hukuki yollara başvurmakla başlamayı öneriyorlar. Bu bana müthiş derecede mantıklı geliyor. Böylece birkaç kere para cezasına çarptırılan ve finansal olarak güçlük çeken şirketler ve bireyler ırkçılığın pahalıya patladığını görebilirler. Diğer yandan bu tek başına insanların tutumlarının (Times Mirror’daki bir anket beyaz Amerikalıların Afrika kökenli Amerikalıların sivil haklarına verdiği desteğin yüzde on oranında düştüğünü göstermektedir) sürekli olarak değişimini sağlamayacaktır. En azından Romanlara eşit imkanlara sahip oldukları bir ortamda neler yapabileceklerini gösterme şansı verecektir. Doğu Avrupa’da olduğu gibi Batı’daki insanlar da bir gecede gerçekleşen değişimler istiyorlar. Bu gerçekleşemez. Bu programların etkisini göstermeden terkedilmesi tehlikesi söz konusudur (bu daha önce bazı yerlerde yaşanmıştı).
Romanlar eğitime ulaşma konusunda eşitliğe sahip olmadıkça iş yerlerinde rekabet edemeyecektir. Romanların toplumun diğer kesimleriyle eğitim alanında rekabet edebilmesi zaman alacaktır. Bugün burada temsilcileri olan bazı ülkelerde Roman çocuklar zeka özürlü çocukların gittiği özel okullara yerleştiriliyorlar. Böylece eğitim alanındaki eksikleri giderilmiş oluyor. Oysa 1985’te İsveç’te yapılan bir araştırma, Roman çocuklarının problemlerinin kaynağının bu çocukların Roman dilini konuşmaları ve ulusal dilde başarılı olmamaları olduğunu göstermiştir. Aynı çalışma bu çocukların zeka düzeylerinin ulusal ortalamadan daha düşük olmadığını göstermiştir. Eğer bir halk değersiz addeliyorsa, bununla başa çıkabilmek için en küçük ölçünün alınması gerekir. Roman çocuklara ayrı, özel sınıflarda kendi özel ihtiyaçları doğrultusunda dil ve kültür alanında hassas bir eğitim verilmelidir. Medya da üzerine düşen rolü yerine getirmelidir. Gazeteler ve haber ajansları, haberleri kendi eğilimleri doğrultusunda gösterirler. Yakınlarda San Francisco Chronicle’de yayınlanan bir makalede olduğu gibi Macar bir dazlağın sözleri yayınlanırken, Romanların iş ve okul problemlerine ilişkin bir şeyler söylemek için çaba gösterilmezse bu sorun nasıl çözülebilir? Bu pislikten daha çok var: Hiçbir şey yapmayıp sadece çalıp çırpan aptal çocuklar yapmak için kız kardeşleri ve kızları ile birlikte oldukları söyleniyor. Asante’ın söylediği gibi ırkçı dil kurbanı suçlu yapıyor. Belli bir ırkın diğerlerine üstün olduğu düşüncesi, otomatik olarak bir ırkın mensuplarının yetersizliği varsayımını beraberinde getiriyor. Romanlar yetersiz değildir. Acımasız bir düşmanlık ortamında tam anlamıyla ayakta kalabilmemiz, ruhumuzun tanınmasına bağlıdır. Eşit imkanların verilmesi, ancak bu açık tenli insanların kendi etnisitelerini yeteri kadar gizleyebilmeleri ile mümkün olabilecektir. Biz diğerleri kadar çalışkan ve gayretliyiz. Dünyadaki ilk kadın profesör Roman soyundandır. 1884’te Stockholm Üniversitesi’nde matematik öğretmeye başlayan Sonja Kovalevsky’den bahsediyorum. Birleşik Devletler’de okul kitapları ve sınıflar, tüm Amerikalı çocuklara tüm Amerikalılara katkıda bulunmayı öğreten materyalleri içeriyor. Az sayıda Avrupalı, bizim insanlarımızın müzik dışında da alanlarda dünyaya yapabileceği katkıların farkında. Eğitim Yoluyla Demokrasinin Geliştirilmesi Derneği, Avrupa’daki sınıflarda Romanlar için eğitim paketleri hazırlıyor. Benzer programlar, Fransa ve Çek Cumhuriyeti’nde de başlatılıyor. Etnik İlişkiler Projesi benzer hatları olan bir el kitabı hazırlıyor. Irkçılıkla savaşmanın yolu, eğitimden ve ırkçılığı kökünden söküp atmak için somut adımlar atmayan ülkelerin yakından izlenerek cezalandırılmasından geçmektedir. Demokrasi kendisiyle birlikte kapitalizmi getirmiştir. Romanlara hakaret edici programları destekleyen şirketlerin duyurulması ve boykot edilmesi, medyayı ihtiyatla izleyen kuruluşlarca gerçekleşecektir. Fakat eğer bu konuda hiçbir şey yapmamanın sonuçlarını önemsemezsek, bu konuda bir şey yapmak için çok geç olacaktır. Romanların Çingene karşıtlığından kaynaklanan her türlü olumsuz tepkisi, bütün Avrupa halklarını mağdur edecektir.
Kaynaklar
(1)In Michael Banton et al., Teaching About Prejudice. London , Minority Rights Group Report No. 59, 1983, s. 4.
(2)Franz Fanon, The Wretched of the Earth (Yeryüzünün Lanetlileri), New York , 1968, s. 52. Bu konuda daha geniş bir tartışma için bkz. Paulo Freire, Pedagogy of the Oppressed (Ezilenlerin Pedagojisi), New York , 1970.
(3)The Rope, the Chair and the Needle: Capital Punishment in Texas. Austin : University of Texas Press, 1994.
(4)The Pariah Syndrome, Ann Arbor , 1988.
Not: Bu çalışma www.radoc.net isimli sitede yayınlanmıştır.