e-kütüphane
 
Romanlar, Abdallar, Elekçiler, Domlar, Lomlar, Mırtipler! Çingene olarak adlandırılan veya kendisini Çingene olarak kabul eden herkes! Burası sizin siteniz.
Ben Bir Çingeneyim
Biz Kimiz?
Çingeneler Kimdir?
Amacımız
Güncel
Dünya
Etkinlikler
Ropörtaj
Arşiv
Cingeneyiz.org Gönüllü Başvuru Formu
Radyo
Ziyaretçi Defteri
Forumlar
Çingenelerin Sitesine Hoşgeldiniz
Videolar
Fotoğraflar
Kampanyalar
Linkler
ANASAYFA

Ropörtaj

‘"Herkesin Gölgede Kendi Yeri Vardır"
Nedret Sekban'la Söyleşi ban'la Söyleşi

Nedret Sekban’ın “ Gölgede Herkesin Kendi Yeri Vardır” isimli sergisi 26 Nisan-17 Mayıs tarihlerinde Evin Sanat Galerisi’nde sergilendi. Resimlerin tümü Çingenelerle ilgiliydi. Nedret Sekban ile sergiyi, resimlerini ve Çingenelerle ilgili düşüncülerini konuştuk.

Cingeneyiz.org: “Gölgede Herkesin Kendi Yeri Vardır” isimli serginiz Çingenelerin hayat enstanteleri üzerine kurulu resimleri barındırıyor. Çingenelerle ilgili bir çalışma yapmaya nasıl karar verdiniz?

Nedret Sekban: Bizim toplumumuzda, etki, baskı ve dışlama mutlaka sadece Çingenelere değil. Ama ben daha önce, gençlik yıllarımda belli konulardaki memleket meselelerine, dünya sorunlarına duyarlılık sahibi bir insan olarak ilgi duyduğumdan daha farklı yaklaşım içindeydim. Şunu da anladım ki : Elbette ben o dönemde de Çingenelere mutlaka toplumun diğer bireylerinden farklı bakıyordum. Benim dönem arkadaşlarımın, kuşağımın tümü öyle. Ama insan, sonradan bazı şeyleri fark ediyor. Sadece el yordamıyla bulduğun şeyleri bu sefer bilinçle yapıyorsun. Bazı okuduklarınla, gördüklerinle, yaşadıklarınla bakıyorsun ki hiç de öyle değil. Dünyanın neresinde olursa olsun en fazla baskıya maruz kalmış iki halk; Yahudiler başta geliyor denir ama hayır Çingeneler daha fazla ezilmiştir. Yani Yahudilerle birlikte en fazla baskıya maruz kalmış insanlardır. Şimdi bunu ne zaman fark ediyorsun? O gençlik bilincinden ayrıldıktan sonra. Mutlaka ideolojik bakışın sana bir takım perspektifler kazandırıyor ama biraz daha genişlettikçe bakıyorsun doğru ama bu toplumda insanlar sadece Çingene olduğu için değil, sadece işçi olduğu için değil, sadece köylü olduğu için değil, sadece yoksul olduğu, sadece farklı düşündüğü için değil veya farklı göründüğü ya da farklı davrandığı için baskıya uğruyor. Bilmiyorum hangi atasözü ya da deyiştir kanatları birbirine benzeyen kuşlar bir arada uçarlar gibi. Eğer ki seninki diğerine benzemiyorsa, farklı renkte ise o zaman dışlanmaya mahkumsun veya baskı görmeye ya da horlanmaya, alçak sıfatına layık görülmeye. Bu, son dönemde çok önemli olan farklılıklarımızla bir arada yaşamamız gerektiğine inandığımız bir dönemde çok da önemli olur. Benim çingenelerle olan konusal ilişkim diyelim ki evet kendi bilincimin, yani insanlara karşı eşitlikçi duyarlı olan bilincimin dışında ressam olarak da bir ilgim ve alakam ile oluştu. Ondan sonra bazı şeyleri okumak zorunda kaldım. Okudukça insan merak ediyor tabi. Bu sefer de daha fazla okuyorsun. İlk okuduklarımdan biri, daha önce belli Çingene romanları okumuştum ama onlar çok hikayeydiler. Stancu’nun romanları gibi. Popüler kültür anlamında Çingeneler üzerine yazılmış operalar ya da çekilen filmler gibi. Bunların çoğu da hele şimdi Tony Gatlif filmlerinden sonra kalkıp bir Hollywood ya da İspanyol sinemasında onları ayrı bir tarafa ayırıyorum veya Kusturica’yı ya da Gatlif’in son dönem yapıtlarını. Dolayısıyla popüler bir yaklaşım söz konusu. Onlardan etkilenerek yine bir ilgimiz ve alakamız vardı. Ama o zaman neydi işte? Çingeneler Zamanı. Çok romantik, çok farklı bir özgürlük ateşi, bir bilmemne tutkusu, bir sevgi aşk ilişkisi falan filan diye bakar insanlar genelde. Ne hoş insanlar. Ama hayatlarının içine girildiği zaman ben bunu hiçbir zaman iddia edemem ukalalık sayarım hiçbir zaman doğrudan kendim içinde olmadım, Zaten bilemem de ama gözlemlediğim kadarıyla ne kadar zor şartlarda, zor koşullarda mücadele ettiklerini biliyorum. Daha önce akademik kitaplardan birinde de yazarın dediği gibi onlar aslında hayatta kalma mücadelesi veriyorlar, yaşam mücadelesi veriyorlar. En fakirinden en yoksulundan en zenginine kadar. Mutlaka farklı tarafları var. Benim onlara bakışım, fark edişim 90’lı yılların başıydı. Bu sözünü ettiğim ideolojik anlayışım dışında onların o renkli hayatlarını fark edişim, bütün yoksulluklarına, bütün yoksunluklarına rağmen fark edişim bir Çingene çiçek satıcısını görmemle başlar. Bu satıcıyı genç kızlığından bu yana izledim. O, benim onu izlediğimin farkında değildi. Sonra nişanlandı, karnı büyüdü, çocuk doğurdu, sonra tekrar gördüm. Kabataş civarında okuldan her çıktığımda orada çiçek satardı. Bir akşam farım bir eteğe takıldı. Sonra yukarı doğru baktım güzel bir Çingene kızı. Alımlı, naif fakat gururlu, yüzünden belli. O bir anti kahraman gibiydi. Biçimi farklı görünüşü farklı, bir de ailesini geçindirmek için iş yapıyor. Öyle fark ettim. Bu insanların resimleri ne güzel olur diye düşünürdüm. Ben zaten emekçilerin resimlerini yapıyorum. Erken dönemlerimde daha örgütlü çalışanların resimlerini yapıyordum. Tabi onları sadece çalışırlarken resimlemedim. Bununla birlikte balıkçılar ve demiryolcular da çok ilgimi çeker benim. Demiryolları ile Çingenelere yönelmemin arkasında aynı şey var. Bunların içinde mutlaka bir serüvencilik vardır. Çingeneler kaderleri gereği serüvencidirler. “Gölgede Herkesin Kendi Yeri Vardır” sergimde de bunu hissettim. Çingene göçebedir. Oturduğu yeri gasbetmez. Hatta okuduklarımdan bildiğim tek atasözleri var. “Evde oturan ölür” Hayatım boyunca bu kadar etkili bir slogan duymadım. Bu kadar doğru bir şeyi hayatın çilesini bu kadar çekmiş olanlar bilir. Çingene mitolojisini biraz karıştırdığınızda hayatın her alanına ilişkin olduklarını görüyorsunuz.

Sergideki resimlerde Çingene kadınlar çok baskın. Neden böyle komposizyonlar oluşturdunuz?

Bir defa benimki gözlemle ilgili bir şey. O bana kendini gösteriyor. Benim resimlerde sujem olan şey, aynı zamanda özne olarak karşıma çıkıyor. O bana zamanı yakalatabilecek derecede gösteriyor kendini. Bu arada ben Çingene lafını seviyorum esasında, bu lafın etrafında oluşan önyargının üstüne gitmek gerekir. Sonradan öğrendik ki Susan Sontag’ın ya babaannesi, ya ananesi, Andy Warhol’un babaannesi Çingene. Hiç de gocunmamışlar. Şimdi bana diyorlar ki senin ne alakan var. Yahu ruhumda var kardeşim demek ki... Son okuduğum kitap Jan Joors’un Opre Roma’sı. Belçikalı bir adam, güzel anlatıyor. Ama benim daha çok etkilendiğim kitap Isabel Fonseca’nın “Beni Ayakta Gömün” kitabıdır. Çok etkileyici. Arkasından Tony Gatlif filmleri. Çingeneler halklar arasında hiç hak etmedikleri halde bir baskı tepki görüyorlar. Bu yüzden empati kurmak için onların resimlerini yapmak istedim. Aslında popüler olduğu için tehlikeli bir konu. İşte yaparsın onların popülerliğini kullanıyor derler. Ben herhalde bugüne kadar yüz tane resim yaptım. Kafaya takmasam bu kadar çok yapmam. İlk çıkış nedenim bu. Emekçi olmaları, gururlu olmaları, yaşam mücadelesi veriyor olmaları, özgürlüklerine düşkün olmaları. Sanatçı duyarlıkları çok gelişmiş. İyi müzisyenler, iyi oyuncular, iyi sporcular.
Sergiye nasıl tepkiler geldi?
Aşağı yukarı 90’lı yılların başından beri ben Çingenelerle ilgili kimi sergilerimde resimler sergilemiştim. Onların resimlerini gene yapmıştım. Şöyle söyleyeyim aslında ben bilinen bir insanım. Sanat camiası içinde bilinen bir adamım. Şimdi bana Çingenelerle ilgili neden çalışma yapıyorsun sorularını soruyorlar. Ama bu alanda iktidar ben olduğum için bana pek bir şey diyemezler. Merakla karışık yine soruyorlar. Ben onlardan daha çok konu içine girmişim. 15 yıldır Çingenelerle ilgili ne kadar kitap çıkmışsa alıp okumuşum. Biz aslında ne yaparsak yapalım, onların duyarlılık alanına giremeyiz. Şimdi ben onlara anlattığım zaman, hoca bu konuda donanımlı diyorlar. O yüzden bana konuyla ilgili zaten eleştiri yapamazlar. Ben niye Çingene dediklerinde de cevabımı veriyorum, onlar da tatmin oluyorlar. Sanatın konusu zaten öteki değil mi? Bugün en fazla ötekileştirilenler kimler? Çingeneler. Farklılıklarımızla bu insanlarla yeryüzünde bir arada yaşamak için ötekilerin durumlarını biraz içselleştirmek lazım. Sanat, hayatın sorunlarına çözüm bulamaz. Ama eğretilemelerle, çağrışımları biraz hafifletebilir, hayatın yükünü hafifletebilir. Benim resimlerimi takip edenler, benim ismimi görünce bir Çingene resmi alabiliyor. Bu, resmi alan kişinin Çingenenin hayatını biraz içselleştirmesi için önemli. Çingeneler yaşamın her alanında olmalılar.