
Romanlar, Abdallar, Elekçiler, Domlar, Lomlar, Mırtipler! Çingene olarak adlandırılan veya kendisini Çingene olarak kabul eden herkes! Burası sizin siteniz.
E-Kütüphane
Güncel
Michael J. Jordan* Nefretin Kökleri 20/01/2011*
Çeviri: Ayşe Ulusoy
Szabolc Szedlak, kapitalist rüyasının peşinde koşmaya karar vermeden önce on yıl Macaristan'ın Heves kentinde bir mobilyacı dükkanında ter döktü. 2005 yılında dükkanı patronundan satın aldı ama ağır vergiler iş yaşantısını dara soktu. Bunun sonucunda da 2008 yılında battı. Aynı sırada eşi ilk çocuklarını dünyaya getirdi. İkinci çocuk doğmadan önce yerel bir anaokulunda tamirci olarak iş buldu. Ev kirasını ödeyemedikleri için aile şu anda Szedlak'ın babasının evinde yaşıyor. Szedlak duvar boyamadan karpuz satmaya kadar ne iş bulursa orada çalışarak hayatını geçindiriyor. Ailesel ve ekonomik baskılara rağmen Szedlak gönüllü işler yapmaya zaman ayırabiliyor. Politika en büyük tutkusu ve yaşadığı hayalkırıklığı onu Avrupa'nın en hararetli yeni aşırı sağ partisi olan Jobbik'in Heves birimini kurmaya yöneltti.
Batı ve azınlık karşıtı Jobbik, Macaristan'ın katliamcı Nazi dönemi partisinin amblemini andıran, eski Macar askeri arması "Arpad"'ın kırmızı-beyaz çizgili sembolünü kullanıyor. Sembolünü kullandıkları faşist Çapraz Ok Partisi yönetimde bulundukları 1944-1945 yıllarında binlerce Macar Yahudi ve Çingene'nin öldürülmesinden ve onbinlercesi'nin sürülmesinden sorumlu. Jobbik'in silahlı kolu Magyar Garda yani Macar Muhafızları geçtiğimiz yıllarda Arpad armalı siyah ceket ve siyah postallı üniformalarıyla azınlıkların yaşadığı mahallelere yürüdüler. Jobbik Partisi Nisan ayında ülke'nin zayıflayan ekonomisinin sonucu olarak popülaritesini arttırırken, Avrupa Birliği'nin eski komünist üyelerinde bir aşırı sağ partinin bu zamana kadar aldığı en yüksek oy oranlarına ulaştı.
Sigarasının küllerini boş bira şişesine silkerken "Sadece ailem ve bebeğim için çalışıyordum" diye açıklıyor Szedlak ve ekliyor "ama kızım doğdukatan sonra televizyonun karşısında oturup, bağırıp çağırarak hiçbir şeyin çözülemeyeceğini anladım. Çocuklarımın böyle kötü bir dünyada yetişmelerini istemiyorum."
Ekonomi Aynı Değil
Pek çok Macar ve diğer Orta ve Doğu Avrupalılar için, bu yaşanan sıradan bir ekonomik kriz değil. Serbest pazarda ardarda yaşanan iktisadi krizler, Szedlak gibi kendilerini acımasız ekonomik şartlar ve işsizlik karşısında çaresiz bulan insanları gaza getiren etmenler. 1929'da yaşanan, Hitler'in ve Nazi hareketinin yükselişine ön ayak olan Büyük Buhran'dan beri bu coğrafyada bu seviyede bir kriz yaşanmamıştı. Dolayısıyla, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana, Macaristan'ın gelmiş geçmiş en güçlü aşırı sağ sempatisiyle çalkalanması şaşırtıcı değil. Bu dramatik sağa kayma daha yirmi yıl öncesine kadar insanların ve ekonominin baskı altında tutulduğu bir coğrafyada yaşanıyor. Demokrasi'nin kökleri son yirmi yılda gelişmesine rağmen henüz zarar görmeyecek şekilde derinleşemedi.
Doğu Bloku'nun çöküşünden önce 40 yıl boyunca Szedlak'ın ailesi gibi aileler Batı'nın ekonomik döngüsünden izole bir şekilde yaşadılar. Varlıklı olmasalar da pek bir eksiklikleri yoktu. Hatta çoğu aile yılda bir mütevazi bir tatil bile yapabiliyordu. Sonra duvar yıkıldı. Yeni bir değişim dalgası dünyanın demokrasiden ve hukuktan nasibini pek alamamış, serbest ekonomiyi andıran bir altyapının o zamana kadar hiç kurulmadığı bu devletçi köşesine kontrolsüz bir biçimde akın etti. Sonuç olarak, Orta ve Doğu Avrupa'daki değişim Macarıyla, Lehiyle, Çekiyle, Slovakıyla, Rumeniyle, Bulgarıyla pek çok milleti kobay faresi haline getirdi.
Bazıları gelişse de çoğu bu değişimden olumsuz etkilendi. Hemen hemen herkes bir şekilde pre-demokratik düzenleri alt üst olduğu için endişe yaşadılar. Geçtiğimiz sonbahar, Pew Araştırma Merkezi'nin eski komünist ülkelerde ekonomik davranışlar üzerine yaptığı bir anket toplumların yaşadığı travma ve artan geçmişe özlem eğilimini ortaya koydu. Macar'lar da bu listenin en başında yer aldı. Ezici bir %72'lik grup diktatoryayı, sansürü, polis baskısını ve eski ekonomik düzeni şu anki ekonomik durumlarına kıyasla daha kabul edilebilir bulduklarını söyledi.
Pew Global Davranışlar yardımcı proje yürütücüsü Richard Wike "Macaristan'ın rahatsızlığı sadece ekonomik değil. İnsanlar siyasi hayal kırıklıkları da yaşıyorlar" diye yorumluyor anket sonuçlarını. Bu hayal kırıklığı da siyasette aşırı uçlara kayan seçmenlerde artışa neden oluyor. Budapeşte merkezli bir düşünce kuruluşu olan Political Capital'a göre Macaristan'daki aşırı sağa destek 2003 ile 2009 yılları arasında %10'dan %21'e çıktı. Polonya'daysa sağ kanada destek neredeyse üçte bir azaldı. Bu süre içinde yeni düzen karşıtlığı ve "herşey ve herkes kötü" görüşü %12'den %46'ya yükseldi.
Jobbik, insanların hayal kırıklıklarını kullanarak gelişiyor. Parti'nin 33 yaşındaki başkanı Gabor Vona, meclisteki yeni grubu yönetiyor. Kabine başkanları Marton Gyöngyösi partinin nasıl popüler olduğunu şöyle açıklıyor: "Gün geçtikçe daha çok Macar, komünist sistemden gelen partilerin Macar'ların ya da Macaristan'ın çıkarlarıyla ilgilenmediklerini ve gereğinden çok taviz verdiklerini farketti." Macaristan meclisi dışişleri komitesinin en kıdemli üyesi olarak Gyöngyösi Macaristan'ın dış politikasını doğuya, Rusya ve Orta Doğu'ya, döndürmeye çabalıyor. Macaristan 1999'da NATO askeri birliğine girdiği halde Gyöngyösi, Afganistan'daki Macar askerlerini NATO koalisyonundan geri çekti.
Ok Yaydan Çıktı
Liszt ya da Bartok gibi bestecilere ve küçük nüfusuna oranla çok sayıda Nobel ödülü sahibine ev sahipliği yapmış Macaristan'ın, Doğu Avrupa'da demokrasi ateşi gibi parladığı, yabancı yatırımcıların gözbebeği haline geldiği, ekonomik, sosyal ve politik reformları nedeniyle Batı tarafından yüceltilen 1990'lardaki hali artık çok eskide kaldı. 1999'da komşularını NATO üyesi olmaya ikna ettikten sonra Macaristan 2004 yılında Avrupa Birliği'ne girdi. 2006 yılındaki ulusal seçimlere kadar Jobbik Partisi ve temsil ettiği politika ancak yüzde ikilik bir destek buluyordu. Dört yıl sonra herşey değişti. Macarların kendilerine güvenleri, özellikle komşu ülkelerin teker teker Macaristan'ı geride bırakarak geliştiklerini görmeleriyle büyük oranda sarsıldı. Örneğin, Macarların kendilerini uzun zamandır üstün gördükleri Slovaklar Euro'ya geçip zengin oldular, Avusturya ve Macaristan'dan ev satın alıp Macar köylerini Slovaklaştırmaya başladılar.
Merkez sağ ve sol partilerin sözlerini tutmadıklarını, yozlaşmış ve beceriksiz olduklarını düşünen giderek artan sayıdaki Macarın öfkesi her geçen gün artıyor. Bu insanlar Brüksel, Dünya Bankası ve IMF'nin kendilerine ihanet ettiklerine inanıyorlar. Hatta kapitalizm ve demokrasinin ihanetine uğradıklarını düşünüyorlar. Bu insanlar için sadece Jobbik Partisi temiz kalmış durumda. Parti, kurulu düzeni eleştiriyor ve günah keçilerini de belirlemişler: Macar çıkarlarına zarar verebilecek çok uluslu şirketlerden ve yabancı sermayeden (özellikle İsrail şirketlerini takıntılı bir biçimde hedef alıyorar), Macar azınlıkların haklarını ellerinden alan komşu ülkelere (Slovakya mesela 2009'da Macarca'nın hasta ve doktor da dahil olmak üzere kamusal alanda konuşulmasını yasakladı) kadar pek çok topluluk bu nefretten paylarını alıyorlar.
Benzer düzeyde tehlikeli olarak kabul edilen bir diğer hedef de yüzyıllardır Macarların arasında azınlık olarak yaşamış olan Romanlar. Romanlar Macaristan'da hem sosyal güvenlik sistemini sömürmekle hem de suç oranlarını arttırmakla suçlanıyorlar. Bu yılın başlarında Jobbik Partisi'nin yayın organı olan Barricade'ın kapağında boynunda altın zinciri olan koyu tenli bir adam çizimi yayınladı. Resmin üzerinde "Çingene suçlarına son!" başlığı yer alıyordu. Aynı derginin bir başka sayısında yayınlanan çizimde elinde Yahudi Menorah'ı tutan Aziz Gellert Budapeşte'nin üzerinden Tuna Nehri'ne bakıyordu. Başlıkta "Uyan Budapeşte! Bu mu istediğin?" sorusu yöneltiliyordu okuyuculara.
Sloganı Szebb Jövot! (Daha aydınlık bir gelecek) olan bir partiye uygun biçimde Jobbik, başarısının büyük bir kısmını genç üyelerine borçlu. Nisan'daki seçimlerde Jobbik'in oylarının dörtte biri 18-29 yaş grubundaki seçmen kitlesinden geldi. Orta Avrupa Üniversitesi'nden Macar Ekonomist Laszlo Csaba "1930'ların tekrarı gibi" diyor. "Gençler bu yeni dünya düzenine kendilerini yabancı hissediyorlarsa, parlamenter demokrasi ve açık pazar ekonomisi gençlerin durumunu umursamıyorsa, onların niye umrunda olsun? Onlar da karşı duruyorlar. Parlamenter sistemin sınırlarının dışında birşey arıyorlar. Jobbik isyankar bir hareket ve gençlerin ihtiyaçlarını karşılıyor."
Geleceğe dönüş
Komünizm sonrasına geçişin erken dönemlerinde bile Macaristan'ın batıyla kaynaşmasında bir dengesizlik vardı. Macaristan, entegrasyon sürecindeki başarıları nedeniye Batı tarafından ödüllendirilirken (iş seyahatlerinde kolaylık, Batı kuruluşlarına üyelik...) Macarlar giderek daha fazla hayal kırıklığı yaşadılar. Batı'nın verdiği zenginlik sözleri sadece hayal olarak kaldı. Toplum acımasız bir biçimde kazananlar ve kaybedenler olarak ikiye ayrıldı. Toplumun bir kesimi eski komünist dönemde kurmuş oldukları bağlantılar sayesinde, çeşitli yollardan hızla zenginleşti. Bazı yabancı dil bilen yetenekli gençler batılı çok uluslu şirketlerde çalışarak ya da kendi işini kuracak kadar girişken olanlar kendi şirketlerini kurarak kendilerini ülkenin içinde bulunduğu kısır döngüden kurtardılar.
Madalyonun öbür yüzünde durum biraz daha farklıydı. Doktorlar, öğretmenler ve toplum hizmetinde görevli diğer memurlar ile yeni işe başlamış endüstri işçileri, köylüler ve komünist dönemin emeklileri gibi kesimler utanç verici derecede düşük maaşlara talim etmek zorunda bırakıldılar. Şanslı azınlık, klimalı yeni mega alışveriş merkezlerinde Hollywood tarzına adapte olurken çoğu genç Macar'ın ilaç ya da kömür almak için bir tercih zorunda kalan yaşlı akrabaları vardı. Bu insanlar çenelerini kapalı ve başlarını eğik tutmak zorunda kalmış olsalar da en azından yaşamlarını sürdürebilecek kadar kazandıkları ve gelecek kaygısı yaşamadıkları eski dönemi özlemle hatırlıyorlar.
Ubungalılar için Ubunga
Macar dergisi Hetek (Macarca: haftalar) yeni merkezini Budapeşte'nin sessiz ve yeşillikler içindeki bir mahallesine kurmuş. Dergi bu yılın seçim kampanyası sırasında yayınladıkları bir kapak resmiyle epey bir ses getirmiş. Resimde Jobbik'in üç büyük ismi AB parlamenteri Krisztina Morvai, parti başkanı Vonaand ve başkan yardımcısı Zoltan Balczo'yu andıran üç sinirli aptal çizimi var. Çizimin üzerinde Jobbik'in sloganı "Macarlar için Macaristan" ile alay eden "Ubungalılar için Ubunga" başlığı yer alıyor. Kapak resminin büyütülmüş bir kopyası hetekreportör-fotografçı Laszlo Somorjai'nin odasının duvarına asılı. Somorjai Kuzeydoğu Macaristan'daki köy ve kasabalara yaptığı ziyaretlerinde yaşanan tehlikeyi anlamaya çalışmış. Ona göre gezdiği yerlerdeki insanların öfkeleri siyah beyaz değil.
Somorjai bugün yaşanan hiddetin kökenlerini Büyük Buhran ve Nazi hareketinin öncesine kadar araştırmış. Hatta araştırmasını, 1919'da I. Dünya Savaşını bitiren Versailles Konferansına ve bir yıl sonra imzalanan Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nun sonunu getiren Trianon Anlaşmasına kadar genişletiyor. Bütün Macarların hemfikir oldukları bir konu varsa o da Trianon'un haksızlık olduğudur. Anlaşmanın sonucunda Macaristan diğer hiçbir millete verilmemiş derecede ağır bir cezaya tabi kaldı: Ülkenin 10 büyük şehrinin 5'inin nüfusu üçte bir oranında komşu ülkelere dağıtıldı. Bu ülkelerin liderleri sürgünde geçirdikleri savaş boyunca ittifak kuvvetleriyle iyi ilişkileri olan kişilerdi.
Bugün bile, 90 yıl sonra, Macaristan'ı çevreleyen komşu ülkeler Macar azınlıklara ev sahipliği yapıyor. Bunların en önemlileri 1.5 milyon etnik Macar nüfusunu barındıran Romanya, yarım milyon Macar nüfusuna ev sahipliği yapan Slovakya ve 400,000 kadar Macarın yaşadığı Sırbistan. Trianon Antlaşması'nın yarattığı parçalanmış Macar ulusu ekonomik ve sosyal yıkımın ortaya çıkmasına neden oldu.
Trianon'un üzerinden 10 yıl bile geçmeden, yani yaralar hala tazeyken, Hitler Trianon Antlaşması'nı ve onunla gelen birlikte gelen yaptırımları lağvedip Budapeşte'ye kaybettiği topraklara tekrar kavuşabilmesi için bir şans tanıdı. Hitler'in yükselişi kritik bir ana denk gelmişti. Amerika'da 1929'da başlayan Buhran hızlı bir biçimde Orta Avrupa'ya yayılarak fakirleşmeye neden oluyordu. Bu süreçte Macaristan can alıcı bir karara imza atarak Nazi Hareketine dahil oldu. Macar Yahudi ve Çingeneleri ise bu karardan kendilerine düşen nasipleri fazlasıyla aldılar. Sonradan Macar Çapraz Ok Partisi adını alan Macar Jandarmaları Nazilerle işbirliği yaparak 600,000 Macar Yahudisini ve binlerce Çingeneyi katlettiler. 1945'te, savaşın son aylarında Berlin'e ilerleyen Sovyet askerleri, Macaristan'ı Doğu'dan işgal ederek Almanlar'ı geri püskürttükten sonra Macar Komünistler'in yönetimi ele geçirmesine yardımcı oldular. 40 yıl boyunca komünistler kovalanan ve katledilen azınlıklara ne olduğu hakkında konuşulmasını yasakladılar.
Somorjai, Macaristan'ın yakın tarihinin konu ile direkt ilişkisi olduğunu çünkü çok az Macar'ın geçmişiyle yüzleştiğini, dolayısıyla aşırı milliyetçiliğin zararları ya da nefret söylemlerinin etkileri konusunda cahil olduklarını savunuyor. Aynı zamanda, bugün bile, çoğu Macar için kapkaç, hırsızlık ya da gasp olaylarının faili her zaman Çingeneler. Jobbik aynı zamanda İsrail'den gelen Yahudi yatırımcıların ekonomilerini alt üst ettiğini savunuyor. Oysa Macaristan'ın en büyük yatırımcısı Almanya. Çoğu Macar polisin onları koruyamayacağını; hükümetin de onları korumak için ya gücünün ya da isteğinin olmadığını düşünerek tehlikelere karşı kendilerini savunmasız hissediyor. Sonuç olarak da Jobbik'e katılıyorlar. "Küçük bir kıvılcım büyük bir yangın fırtınasına neden olabilir," diyor Somorjai. "Macarlar'ın kalbinde ve zihinlerine herkesi eşit olarak algılayacak birşeylerin değiştiğini görmeyi isterdim. Ama insanlar çok kızgınlar. Ve bir demagog çıkıp bütün sorunlarını çözeceğini söylüyor."
Yeni Bir Demagog Nesli
Demagoji buralarda yeni değil. 1990'ların başında Macaristan'ın demokratik yoldan seçilen ilk post-komünist başbakanı Jozsef Antall, kendini 15 milyon Macarın başkanı ilan ederek sınır komşusu ülkelerde endişe yarattı. Macaristan nüfusunun yalnızca 10 milyon olduğu düşünülürse Antall açıkça Macaristan sınırlarının dışındaki Macar azınlıkları kastediyordu. Daha sonra, Macaristan NATO'ya girme hazırlıklarına başladı. NATO'ya gitmek çoğu Macara göre Soğuk Savaş'ın kazananlar tarafına katılmak ve Rusların genişleme heveslerinin geri dönmesi durumunda gelecek için sağlanmış bir garanti demekti. Öte yandan sağcı Macaristan Adalet ve Yaşam Partisi (MİEP), Yahudi komplo teorileriyle ilgili atıp tutmak ya da Tranion öncesi 'Büyük Macaristan' söylemleri yapmak dışında kalan zamanlarında İsviçre benzeri bir tarafsızlığa sahip olabilmek için yaygara kopardı. Doğu ile batı arasında kalan bu bölgenin kanlı tarihi düşünüldüğünde tarafsızlığın hiç de gerçekçi bir amaç olmadığı açıktı.
MİEP hareketi başlangıçta güçlü bir parti değildi. 1998'e gelindiğinde ise en az %5 oy alabilir ve mecliste koltuk elde edebilir hale geldi. MİEP hareketinin popülaritesinin artmasını sağlayan etmenlerin birisi, yeni sağcı başbakan Viktor Orban'ın sınır dışındaki etnik Macarlara tanıdığı çifte vatandaşlık hakkı oldu. Macaristan'ın komşuları Orban'ın girişimini tam bir provakasyon olarak değerlendirdiler. Dört yıllık iktidar dönemi boyunca Orban MİEP'in aşırı sağ destekçilerinin eğilimlerini "vatan hainleri", "kozmopolitanlar" ve "komünist Yahudiler" gibi terimler kullanmalarına göz yumarak tatmin etmelerine izin verdi. Nezaketin sınırlarının aşılmasıyla nefret söylemleri medyada ve meclis tabanında yaygınlaşmaya başladı. Eski Macaristan Komünist Partisi'nin uzantısı olan Macaristan Sosyalist Partisi Fidesz'i meclisten çıkardığında oluşan huzursuzluk toplumu hiç olmadığı kadar böldü. Bizimle ya da bize karşı söylemi güçlendi ve hatta aileleri ve arkadaşları birbirine düşürdü. Tam o sırada Jobbik devreye girdi.
Jobbik, 2005-2006 yıllarında Macaristan politikasında "üçüncü yol" olarak MİEP ile güç birliği kurduğu dönemi iyi kullandı. Sonraki 8 yıl boyunca hızla büyüyüp güçlendi. Bahardaki seçimlerden sonra Orban ikinci kez başbakanlığını yapmak üzere çok daha güçlü olarak yeniden iktidara geldi. Kurduğu hükümetin ilk icraatlarından birisi etnik Macarlara nerede yaşadıklarına bakılmaksızın çifte vatandaşlık hakkı tanımak oldu. Slovakya ise karara misilleme olarak Macaristan pasaportuna başvuran herkesin vatandaşlıklarına son verileceği tehdidinde bulundu.
Tüm bu anlamsız atışmaların sürdüğü dönem boyunca ekonomi, bütçe açıklarının, uzun dönem borçların, aşırı harcamaların ve ticaretin bürokrasinin hantallığı altında ezilmesinin etkisiyle durma noktasına geldi. 2008'deki global kredi krizinin öncesinde bile işsizlik tüm Macaristan'da yükselişteydi. Avrupa Birliğine girdikten bir yıl sonra işsizlik % 6.1'di. 2008'e gelindiğinde işsizlik oranı %7.8'e yükselmişti. Bugün bu oran 2008 yılında IMF ve AB'den alınan 20 milyar Euro'luk yardım paketine rağmen %11.8. Bütün bu tarihsel, ekonomik ve psikolojik etkiler Macaristan'da bugün yaşanan travmayı ve hayal kırıklığını açıklamaya yardımcı olabilir. Buna rağmen, Macarlar'ın davranışlarını belirleyen iki önemli çarpıcı an var. İlki yalanlarla, ikincisi ise cinayetle hafızalara kazınmış iki olay...
2002'de başbakan Ferenc Gyurcsany (Macaristan'ın ilk komünizm sonrası oligarklarından biri olan genç bir komünist lider) Sosyalist Parti'yi (MSZP) yönetmek üzere döndü. Eski Macaristan'ın Macaristan Sosyalist Çalışma Partisi'nin çalışma prensiplerini benimseyen MSZP, 1994 ve 1998 yıllarında yönetimde olduğu yıllarda pek çok inişli ve çıkışlı krize göğüs germişti. 2004'te Gyurcsany başbakan ilan edildi ve Sosyalistler 2006'da Macaritan'ın ekonomisine zarar veren acı bir yenilgiye kadar yönetimde kaldılar. Kampanyaları süresince Gyurcsany ve bakanları toz pembe bir ekonomi tablosu çizdiler. Acı gerçek seçimlerden hemen sonra ortaya çıktı. MSZP hükümeti IMF ve AB'nin baskısıyla bir dizi bütçe kesintisi ve tasarruf önlemi almaya zorlandı. "Sosyalistler'in doğruyu söyleme şansı vardı ama önceki yıllara ait kolay ve yumuşak bir uyum paketi sözü verdiler, halkın çoğunluğu da buna inandı," diyor Budapeşte'li ekonomist Csaba. "Bu söylemlerinin aksine, gaz vermek yerine frene basmaya başladılar, bu da büyümenin durmasına neden oldu ve insanların gözü açıldı". Tüm bu gelişmeler politik kargaşa yarattı.
Yalanlar ve Ses Kasedi
17 Eylül 2006'da ulusal medya başbakan Gyurcsany'nin kendisini dinleyen bir oda dolusu destekçisine yaptığı konuşmanın kasedini yayınladı. Kayıtta Gyurcsany partisinin seçimleri "sabah, öğlen, akşam" ulusun ekonomik durumu ile ilgili yalan söyleyerek kazandığını itiraf ediyordu. Ani ve hiç görülmemiş bir şamata koptu. Binlerce insan Budapeşte sokaklarına döküldü ve Orban hükümeti 'yasadışı' ilan etti. Bazı radikal gruplar kalabalığın en ufak bir karşı koyuşuna coplarıyla karşılık veren polisle çatışmaya girdi. Televizyondaki görüntüler pekçok Macarı şoke etti. Szedlak, "orada olmam gerektiğini hissettim ve hemen bir arabaya atlayıp gösteriye katılmak üzere şehre gittim," diyor.
Meclis binasının önünde gece-gündüz süren protestolar haftalarca sürdü. Bu süre boyunca Jobbik'in kırmızı-beyaz çizgili arması direnişin simgesi olarak kullanıldı. 2006'daki bu toplu öfke Jobbik'in işine yaradı. Gyurcsany'nin açık itirafı devlet kuşu gibi Jobbik'in üstüne kondu. İstifa etmeyi reddeden Gyurcsany, doğru olanı yapmasını ve koltuğundan demokrasiye uygun bir biçimde inmesini bekleyen merkez parti destekçilerini bile sinirlendirdi. İşin kötüsü, Gyurcsany bir beş yıl daha yönetimde kaldı ve 2009'a kadar istifa etmeyerek Macaristan'ın en uzun süre yönetimde kalan komünizm sonrası lideri oldu.
Cinayet
5 Ekim 2006 akşamı, Gyurcsany'nin kasedinin yayınlanmasının üzerinden daha 3 hafta geçmişken, genç bir biyoloji öğretmeni Kuzeydoğu'da Olszliszka kasabasında arabasıyla bir Çingene kıza çarptı. Olayın kaza olup olmadığı ile ilgili bazı söylentiler olsa da öğretmen, iki kızının gözü önünde Çingene bir grup tarafından ölesiye dövülerek ölüme terkedildi. Öğretmenin ölümü, Çingene karşıtı bir yangının körüklenmesine neden oldu.
Jobbik bu eğilimi 2007 yazına kadar kullandı. Ağustos 2007'de Vona, halka açık bir törenle Magyar Garda'yı tanıttı. Her iki organizasyonun başkanı olarak Vona konuşmasında "Macar Muhafızları, rejimi gerçek anlamda değiştirmek ve Macarları kurtarmak için oluşturuldu" dedi. Hitler'in terör hükümdarlığının kapılarını aralamadan önceki öncüleri olan Freikorps'dan özünde farkı olmayan olan Muhafızlar, Roman mahallelerine doğru yürüyüşler yaptılar. Bu olaylarda ülke çapında yarım düzine Çingene öldürüldü. Katiller serbest kaldığı gibi Muhafızlar hiçbir zaman cinayetten ve hatta aşırı güç kullanmaktan dahi sorumlu tutulmadı. Çingene mahallelerine yürüyüşler hala devam ediyor ve Çingeneler kendi savunma yöntemlerini oluşturmaya mecbur kalıyorlar. 2008'deki bir mahkeme kararı tarafından yasaklanan Muhafızlar karara rağmen kamuoyunda gövde gösterisi yapmaya devam ediyorlar. Haziran'da, son yılların en büyük sel baskını kuzeydoğuyu vurduğunda siyah ceket ve şapkalarıyla dikkat çeken muhafızlar kum torbası taşıyarak halkın gözüne girmeye çalışıyorlardı.
2009 ortalarına doğru, pek çok sağ eğilimli medya kuruluşu Çingeneler tarafından işlendiği iddia edilen suçlara karşı kampanya başlattı. Bunun sonucunda bazı suçlar 500,000 kişiden oluşan ve tüm nüfusun %5'ini oluşturan Çingene toplumuna mal edildi. Jobbik liderleri, çoktandır ortaya çıkmasını bekledikleri bu dalgayı kullanarak ülkeyi bir uçtan diğer uca katettiler ve sıradan vatandaşla bire bir diyalog kurup sessizce Çingene karşıtlığını organize etmeyi denediler. Sorunu kökten halledeceklerini, huzuru ve barışı yeniden sağlayacaklarını vaad ettiler.
Ve tüm bu çabaları sonuç verdi. Haziran 2009'daki Avrupa Parlamentosu'ndaki Macar delege seçimlerinde Jobbik, %14.8'lik mucizevi bir oy topladı. Jobbik artık sadece Macaristan'da değil Avrupa'da da ciddi bir oyuncu oluyordu. Bu başarıları çabucak İtalya, İngiltere, Belçika ve İsveç'teki diğer aşırı sağcı partilere yayıldı. Geçtiğimiz Nisan'daki son meclis seçimlerinde Jobbik daha da büyük bir başarıya imza attı. Viktor Orban ve yönetimindeki merkez sağ Fidesz Partisi %52.7 oy alarak iktidara gelirken, Gabor Vona ve yönetimindeki Jobbik Partisi %16.7'lik bir başarı elde etti. Bir önceki mecliste hiç sandalyesi omayan partinin artık mecliste 47 sandalyesi var. Özellikle kuzeydoğudaki kalesi Heves gibi belli bölgelerde kayda değer bir güç kazandı.
Bu Ne Büyük Öfke!
Heves ile Budapeşte'nin ünlü Macar düzlükleri Puszta üzerinden geçen otoyol arası arabayla 90 dakika kadar sürüyor. Yol, köylülerin yol kenarındaki ahşap masalarda oturduğu düzenli ve pastel renkli köylerin içinden geçiyor. Bisiklet ana ulaşım biçimi buralarda. Yaşlı bir kadın, omzuna astığı çapayla yanımızdan bisikletiyle geçerken sırtında balık oltasıyla yaşlı bir bir adam onu izliyor. Heves, endüstriyel ve tarımsal gelenekleri göz önüne alındığında bir zamanlar güçlü komünistleri, daha yakın tarihte de sosyalistleri barındıran bir kent. Tüm bu insanlar Heves'in kendi işçileri ve köylüleriydi. Şimdi ise hepsi sağa kaymış ve Jobbik'i benimsemiş durumdalar.
Nisan seçimlerinde seçmenlerin % 32'si Jobbik'i destekledi. Bu rakam %53'lük Fidesz'in çok gerisinde olmasına rağmen üçüncü sıradaki Sosyalist Partinin iki katı. Heves biraz durağan ama temiz bir kent, Budapeşte'nin grafiti kirliliğinden kendini kurtarmayı başarmış. Sıkışık aşağı mahallesinin sağına doğru komünist dönemin vilayet binası yer alıyor. Hemen yanında tarihi eserlerin ve daha geniş çaplı kültürel faaliyetler için kullanılan bir çardağın bulunduğu güzel bir park var. Yolun karşısında yüzyılın başında klasik kolon yapısı kullanılarak inşaa edilmiş Zeneiskola (müzik okulu) yer alıyor. Yerel bar karanlık ve dumanaltı. Pek çok genç ve işsiz erkek barmenle kağıt oynamaya gidiyor. Haftaiçi ve öğleden sonra olmasına rağmen çoğu müşteri yerel bira Borsodi içiyor. Bu ahşap kaplı kocsma tipik bazı Macar öğelerinin haricinde tam bir Orta Avrupa barı. Bir duvarda Honfoglalas dedikleri 1,100 yıl öncesinin Macar yerleşimini gösteren bir çerçeve poster asılı. Diğer "Büyük Macaristan" haritası Trianon dağılmadan önceki 64 Macar ülkesinin yeraldığı Macaristan Krallığı'nı gösteriyor. Bu tür görüntülere 1990'larda nadiren rastlandığı halde bugün, Jobbik sayesinde tamponlardan posterlere ve tişörtlere kadar her yerde karşınıza çıkıyor.
Genç, gözlüklü ve sol omzunda akrep dövmesi olan bir kumral genç kağıt oyununu izliyor. Sadece Romanlara eğitim veren bir yerel ilkokulda 13 yıldır öğretmenlik yapıyor. Roman aktivistler arasında Roman çocukların Macaristan ve Orta Avrupa'daki özel sınıflara verilip zeka özürlü olarak tanımlandığı bu tür okullar epey iyi biliniyor. "Çoğu öğretmen Roman çocukların erken yaşlarda toplumsal hareketlerine işlemiş davranış kalıpları yüzünden perişan oluyor," diyor kadın. Kendisinin 'başa çıkmayı' öğrendiğini ama adapte olamayan öğretmenlerin tahamül sınırlarının zorlandığını anlatıyor.
Macaristan'da öğretmenlerin aylık gelirleri 400$'ı ancak buluyor. "İnsanlar hayatın daha iyi olacağına dair sözlerden bıktılar artık," diyor. "Ama şimdi Jobbik bir umut ve değişim vaadediyor," diye ekliyor. Kağıt oynayanlar kadının sözlerini yarım kulakla dinlerken konu Jobbik'in 'ulusal radikallik' planına, gençlerin ağırlıkta olduğu yönetime ve Szebb jövot (daha aydınlık bir gelecek)'a gelince dikkat kesiliyorlar. İş ve normal bir yaşam istediklerini söylüyorlar. Ama bir şekilde konu dönüp dolaşıp yerel Romanlar'a geliyor. Belli ki günlük hayattaki en büyük rahatsızlık konusu. Bu tür bölgelerde yoksul Macarlar ve Romanlar aynı ekmeğin peşinde. Macarlar ise daha iyisini hakettiklerini düşünüp gururlanıyorlar.
Uğultunun içinden birden bir ses yükseliyor, "sorun Jobbik değil," diyor Gabor Pal. Üzerine oturan atletinin altından sol omzundaki Che Guevara dövmesi görünüyor. "Sadece bir kelimelik cevapları var ve sloganlar çözüm değil. Jobbik'in sorunları nasıl çözeceklerine dair hiçbir açıklamaları yok. Eskiyi yıkmak yeni birşeyler yaratmaktan daha kolaydır," diye açıklıyor Pal işsiz bir kamyon şöföründen çok bir sosyolog edasıyla. Sık sık bu arkadaşlarıyla Jobbik konusunda tartıştıklarını, işsiz olmasına rağmen Romanlar'ın yaşadıkları sorunlar konusunda empati kurabildiğini anlatıyor. "Biraz ahlakı olan Jobbik'e oy vermez," diye fısıldıyor kart oyunundan uzaktaki sandalyesinden. "Birine makineli tüfek doğrultmanın bir çözüm getirmeyeceğini çocuklar bile bilir. Senden zayıf olanı itip kakmak, ki Çingeneler zayıflar, yardım etmekten daha kolaydır. Herkes işinden, hayatından ve kişisel sorunlarından bunalmış durumda. Kimse karmaşık çözümler ve acı gerçeklerle yüzleşmek istemiyor. Kolay çözümler istiyorlar ve Jobbik'in teklif ettiği tam da bu, insanlar sorunların özüne inmek zorunda kalmıyorlar."
Biraz ileride, kırmızı gölgelikli dondurmacı, yakıcı sıcakların bunaltısını azaltmak için insanlara biraz da olsa yardımcı oluyor. Aynı yerde kirli mavi tulumlu yaşlı bir adam külahtaki çikolatalı dondurmayı yalıyor. Çevirmenim beni tanıştırıyor. Adam hemen şüpheli şüpheli soruyor "liberal sol medya mı?" diye. "Eğer öyleyse konuşmam." Neden öyle düşündüğünü soruyorum. Daha önceki söylediklerine rağmen açılıyor. Adının Gabriel olduğunu söylüyor. Çünkü diyor, "Her konuda, solcu medya pireyi deve yapıyor. Macaristanda medyanın yüzde doksanına sahipler. Eğer bir beyaz bir Çingene'yi döverse tüm televizyon kanalları bunu haber yapıyor." Ne iş yaptığını soruyorum. "Paraszt vagyok" diyor gülümseyerek. "Köylüyüm." Daha iyi idrak edilmesi için Almanca ve İngilizce olarak söylüyor: "Bauer. Farmer." Kentin hemen dışında tahıl yetiştiriyor. Jobbik'in onun gönlünü nasıl fethettiğini anlatması için çok az bir çaba yetiyor. "Çingene suçlarını sorun olarak değerlendiren tek parti," diyor. "Ülke çapında güvenliği arttırmak için 3000 polis daha alacaklarmış." Yakındaki Çingene yerleşkesini ziyaret etmem konusunda ne düşündüğünü soruyorum. "Tavsiye etmem," diyor. "Tek parça halinde çıkamazsın."
Romanları Dinlerken
Roman yerleşimine geldiğimiz Heves'in dışına çıkan en son ana yollardan birinin kaldırım taşlarının aniden çamurla yola dönüşmesiyle belli ediyor. Bu civarda bütün yollar toprak. Eğer Macarlar'ın bu insanlarla ilgili sorunları varsa Roman komşularıyla konuşmalılar. Bu mahallede yaşayanlar hikayeyi bir de kendi taraflarından anlatmaya çok hevesliler.
Arkadaki arazide hayvanların gezdiği gübre kokan bu mahalle 2000 kadar insana ev sahipliği yapıyor. Evlerin yarısının nispeten yeni boyanmış parlak sarı, turuncu ya da mavi badanası var, diğer yarısının ise sıvaları dökülmeye başlamış. Taşlı sokağın ortasında toplananlar, erkekleri fabrika, maden isçisi ya da amelelik için, kadınları da meyve ve sebze toplamacılığı için otobüslerle almaya geldikleri eski günleri yad ediyorlar. Kapitalizmin ilk zamanlarında devlet tarafından yönetilen endüstrinin çökmesiyle tüm bu imkanlar da tükenmiş. Kalan işler de daha az kalifiye olan Romanlara değil Macarlara dağıtılmış ve böylece Romanlar toplum merdiveninin en alt basamaklarında yer almaya zorlanmış.
Gerçekten de komünist dönemin en nostaljik anılarını yansıtıyor Çingeneler. Parti'nin sağladığı tüm iş imkanları herkese dağıtılıyor ve minimal bir yaşam standardı sağlıyordu. Sonraki yıllarda Romanlar, çoğunlukla işten ilk kovulanlar ve işe almada en son tercih edilenler oldular. Bazı Roman gruplarında işsizlik oranları %80-90'lara varıyor. Bazıları küçük çaplı suçlara ya da daha kötüsüne yöneliyor. Ama bu problemler aslında tüm etnik ve kültürel sınırları aşıyor. Çingenelere karşı ayrımcılık bir sorun, ama asıl sorun tüm Macar vatandaşları için geleneksel iş imkanlarının tükenmiş olması.
"Bir iş için gittiğimizde bize bakıp 'iş yok' diyorlar," diye anlatıyor Laszlo Molnar. Laszlo 36 yaşında, ekmeğini çim biçerek kazanan bir Roman. "Hepimiz bunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Gençler çalışmak istiyorlar. 16 yaşındaki oğluma sorun. İnşaat yapmak istiyor. Arkadaşı marangoz olmak istiyor." Jobbik ve Macar Muhafızları ile ilgili konular "Hitler'in yarım bıraktığını bitirmek istiyorlar," ya da "insanları yakıp öldürecekler" gibi hararetli yorumlara neden oluyor.
"Çingene suçlarıyla ne kastettiklerini bilmiyorum," diyor 60 yaşındaki Jeno Hegedus. "Belki pişirip yemek için sebze çalmayı kastediyorlar. Çünkü ne işimiz var ne de paramız." Ferenc Konkoy ekliyor, "Muhafızlar'dan korkmuyoruz. Çünkü hükümet ve polis bizim yanımızda. Eğer Muhafızlar buraya girerlerse geri çıkamazlar. Bize istediklerini yapmalarına izin mi vereceğiz? Silahlarımız yok ama küreklerimiz var."
Heves ve Ötesi
Anaokulundaki tamirat işini bitirdikten sonra Szedlak partinin yeni ve hala yapım aşamasındaki ofis alanında buluşmayı kabul etti. İleride büyük toplantı salonu olacak alanın yerlerinde hala sigara izmaritleri ve bant kalıntıları var. Bir köşede Jobbik'in sel mağdurları için topladığı kıyafet, yemek ve temizlik malzemesi yığını teslimat vaktini bekliyor. Jobbik'in sadece bu bölgede 53 merkezi var ama Szedlak'ın söylediğine göre Heves'te sadece 18 aktif üye bulunuyor. Halbuki oda yüzlerce kişiyi içine alacak büyüklükte görünüyor.
Sosyalist yönetimin son dört yılında Gyurcsany'nin yalanlarının da etkisiyle Macarlar sonunda "gerçekte neler olduğunu anladılar," diyor Szedlak. Ofisin kapısının üzerinde Trianon Öncesi Büyük Macaristan haritası şeklinde kesilmiş bayağı bir saat asılı. Szedlak, gerçekçi olmayan ve hayli zor bir senaryo ortaya atarak, milletinin komşularıyla yapılacak anlaşmalar sonrası barışçıl bir yeni Macaristan sınırının çizileceğine ve ülke topraklarının geri alınacağını savunuyor.
2006 yılındaki gösteriler hükümeti devirmeyi başaramayınca "istediklerimizi elde edebilmek için meclis içinden çalışabilecek daha demoratik yöntemlere ihtiyaç duyduk" diyor. Szedlak bile Jobbik'in bu kadar hızlı bir biçimde popülarite kazanmasına şaşırmış. Ne kadar yükseğe tırmandığı (ya da imkansızı başarması) üç değişkene bağlı: ekonominin etkisi; Orban'ın Fidesz'in verdiği sözleri yerine getirip getiremeyeceği; ve Jobbik'in meclisteki performansı.
Analistler, Orban'ın duruşunu ve konumunu sağlamlaştıran adımlar atacağı ve Jobbik destekçilerini kendine çekmeye çalışacağı tahmininde bulunuyorlar. Seçimlerden bu yana Jobbik lideri Vona, Orban'ı partiyi elimine etmekle suçlamaya başladı bile. Orban da buna misilleme olarak Magyar Garda'yı yasal olarak ülkenin savunma gücüne karşı örgütlenen bir grup olarak kabul ettirmek için uğraşıyor. Orban bunun yanında muhalefet partilerin gücünü kısıtlayacak düzenlemeler yaparak merkezdeki partileri ve liberalleri Macaristan demokrasisinin geleceği konusunda endişelendiriyor.
Ekonominin düzelmesi Jobbik'e olan ilginin kendi kendine normalleşmesine neden olabilir. Ama yine de analistler herşeye karşı olmak dışında şu anda belirgin bir amacı olmayan Jobbik'in eninde sonunda birşey yapmak için orada olduklarını göstermeleri gerektiği görüşündeler. Jobbik'in destekçileri partiye yaralı, sömürülmüş ve kızgın geliyorlar. Sanki babasından dayak yemiş ama buna karşılık vereye cesaret edemeyen bir çocuk gibi. Ezildiği için de çocuk dönüp köpeği tekmeliyor. Jobbik tarzı radikallik "başımızdaki beş para etmezleri alaşağı edelim" öfkesi değil. Macar ekonomist Laszlo Csaba'nın da dediği gibi "yönetenlerin başını ezme" amacını taşıyor.
Szedlak, kendisi ve arkadaşları gelecek için birşeyler yapmaya devam ettiği sürece geleceğe umutla bakıyor. "Sokakta ve barda herkes aynı sorunlar hakkında konuşuyor. Sadece Jobbik sokaktaki insanların konuştuğu sorunlardan bahsediyor," diyor ve bir sigara yakıyor. "Macarlar, diğer politikacıların sözlerini ve eylemlerini göremiyor. Sadece Jobbik sözünde duruyor."
Peki Bir Parti Popülizmle Ne Kadar İlerleyebilir?
Budapeşte merkezli düşünce kuruluşu Political Capital'e göre Macaristan'ın aşırı sağcı eğilimleri %20 civarında bir doyum noktasına ulaşıyor. Bu Nisan'da Jobbik'in aldığı oyların biraz üzeri. Bu sayı Avrupa'daki diğer önemli sağ liderlerin alabildiği sayıya çok yakın. Fransa'nın parlayan aşırı sağ lideri Jean-Marie Le Pen 2002'de %17.8 oy alarak % 82.2 oy toplayan Jacques Chirac ile ikinci aşama seçimlere girebildiğinde en büyük başarısına imza atmıştı. İkinci aşama seçimlerde Le Pen'in aldığı oy 15 muhalif lidere karşı yarıştığı ilk aşamadakine çok yakındı. Aşırı sağın kazanacağı zaferden endişe duyan sosyalistler, komünistler ve merkezciler birlik olup Chirac'ın liderliğindeki merkez sağa verdiler oylarını. Dolayısıyla aşırı sağ hiçbir zaman %20'lik bir oy oranını aşamadı.
Macaristan'daki durum ise pek çok nedenden dolayı biraz daha farklı gelişiyor. Bu farklılığı anlayabilmek için öncelikle Macar olmanın ne demek olduğunu anlamak gerekiyor: Küçük, karasal, Avrupa'nın ortasında yeni bir demokrasi. "Jobbik, kurumsallaşmanın kendisi haline gelen bu anti-kurumsallaşma isteği ile daha ne kadar yol alabilir? Fidesz her hükümetin vermesi gereken popüler olmayan ve zor kararları vermek zorunda kaldığında asıl hareketlilik başlayacak," diyor ekonomi analisti Alex Kuli. Eğer Jobbik'in popülaritesi tepeye vurur da ekonomi düzelirse Macar demokrasisi gerçekten ucuz atlatmış olur.
Macarlara özgü birşey hiç değişmeyecek: Ne olursa olsun suçu kendinde değil de başkasında arama... Nefret dalgaları döngüsel bir fenomen olarak devam edip zaman zaman işler zorlaştığında çirkin yüzünü gösterecek ve Trianon'un yarası hiçbir zaman sarılamayacak. Macaristan'da demokrasiyi ve insan haklarını savunan bir birlik var ama liberalizm karşıtı grupların çokluğu altında eziliyorlar. Ne zaman bir grup parmakla gösterilse ya da günah keçisi yapılmak istense çok az kişi bu gidişe hayır diyebiliyor. Macar gazeteci Laszlo Somorjai'nin de dediği gibi "Şeytan'a karşı gelmediğin sürece herşey mümkün".
*Michael J. Jordan 1994'de beri Doğu Avrupa'nın dönüşümü üzerine yazıyor. Önce Budapeşte, Macaristan, şimdi ise Bratislava Slovakya'dan bildiriyor.
*Bu yazı World Policy Blog adlı internet sitesinden alınmıştır.
