Ben Bir Çingeneyim
Amacımız
Çingeneler Kimdir?
Biz Kimiz?
Güncel
Dünya
Etkinlikler
Ropörtaj
Yazarlar
Kampanyalar
Arşiv
Fotoğraflar
Forum
Ziyaretçi Defteri
Linkler
E-Kütüphane
Radyo Çingene'de Dj Olmak İster misiniz?
ENGLISH

Romanlar, Abdallar, Elekçiler, Domlar, Lomlar, Mırtipler! Çingene olarak adlandırılan veya kendisini Çingene olarak kabul eden herkes! Burası sizin siteniz.

Çingenelerin Sitesine Hoşgeldiniz
Cingeneyiz.org Gönüllü Başvuru Formu

ANASAYFA

E-Kütüphane

Güncel

Sinan Selçuk Kentte ve Taşrada Çingenelerin Politikaya Yaklaşımı

1- GİRİŞ
Bu çalışma iki merak konusunu gidermek amacıyla yapıldı. İlki taşrada yaşayan Çingenelerin siyaseti nasıl algıladıkları. Diğeri de bu algının nasıl oluştuğu. Çingene toplumunun sınırları çizilmiş bir bölgedeki üyelerine dair bir çalışma yapmak için önce onları tanımak gerekir diye düşündük. Bu yüzden girişten sonra gelen ilk bölümde Çingenelerin genel bir manzarasını sunmaya çaba sarf ettik. Bu manzara içinde zorlu hayat koşullarının ve siyasetle kurulan ilişkinin ayrıntıları var. Son zamanlarda yükselen sivil toplum örgütlerinin toplanma motivasyonları ve dolayısıyla siyasete ihtiyatla atılan adımlar var. Bu bölümün sonrasında gelen bölümde aydınlatacağı noktalar olduğunu düşündük ve işlevini bununla sınırlandırdık. Yoksa bu bölümün tek başına Türkiye’de yaşayan tüm Çingenelerin hayatının kodlarını sunmak gibi bir amacı yok.

Arkasından gelen bölümde ise taşrada yaşayan Çingenelerin siyaseti değerlendirmeleri ve bu değerlendirmeyi oluşturan hayat koşulları var. Burada ortaya çıkan algıyı oluşturan koşullardan bazıları, kentte yaşayan Çingeneler için de siyasetten uzaklaşma nedenleri olarak ortaya çıkıyor. Ama bazı koşullar tümüyle taşraya özgü koşullar olarak ön plana çıkıyor.

Bu çalışmanın temelinde İstanbul’a yakın bir taşra beldesinde yapılan derinlemesine görüşmelerin, doğrudan gözlemlerin temel bir yeri var. Niceliksel yöntemin algısal durumun kodlarını sunmada zorluklar yaratacağı açıktı. Bu yüzden zaman zaman çok derinleşen sohbetlerden bir algı tanımı derlenmeye çalışıldı.

2- TÜRKİYE’DE ÇİNGENELERİN HAL-İ PÜR MELALİ
Karşılaştıkları Güçlükler, Örgütlenme Düzeyi ve Siyaset Algıları
Bu bölümde Türkiye’de Çingenelerin yaşam koşullarını, tecrübe ettikleri zorlukları, siyaseti nasıl algıladıklarını, nasıl siyaset yaptıklarını ve tüm bu süreçlerde hangi koşulların etkisinde kaldıklarını açıklamaya çabalayacağız. Bu tarz bir açıklamanın daha sonrasında temel referans noktası aldığımız özel alanın yani taşranın kodlarını çözmede yardımcı olacağını düşünüyoruz.
Toplumsal yaşamda Çingene kimliğinin sorunlu bir algılanışı var. Bu sorunlu algılama toplumsal yaşama katılmada Çingenelerin sosyal sınırlarını belirliyor. Seçilen mesleklerden dini hassasiyetlere, sosyalleşme kurumlarından siyaset algısına kadar tüm sosyal yaşam fonksiyonları bu sınırların içinde tanımlanıyor. Kısacası bu toplumsal kimliğin tanımlanması, içindeki koşulların analizi kadar hatta belki ondan daha çok dışsal faktörlerin belirleyiciliğinin ölçülmesine dayanıyor.

İlk Önyargı: Çingene Kavramının Olumsuz Algısı
Türkiye’de Çingene kelimesi İslam mitolojisinde lanetlenmiş bir topluluğa verilen ad olarak biliniyor. (1) Bununla birlikte Çingene sözcüğünün anonim düzeyde aşağılayıcı tanımlamalar içinde yer aldığını da görmek mümkün.(2) “ Çingene çalar, Kürt oynar””Çingeneden çoban olmaz Yahudiden pehlivan” “ Çingeneye beylik vermişler önce kendi babasını asmış”(3) gibi ifadeler her zaman olumsuz anlamlarda kullanılmışlar. 2001 yılında MEB ve TDK sözlüklerinde bu tip olumsuz anlamları içeren Çingene sözcüğü ile ilgili bazı değişiklikler yapıldı.(4) Ancak toplumun kolektif hafızasında Çingene sözcüğü halen olumsuz anlamlar çağrıştırıyor.

Çalışma Hayatı
Çingeneler tarihsel süreç içerisinde çoğunlukla marjinal ve meşakkatli meslekler edinmişlerdir. Kalaycılık, elekçilik, hurdacılık, müzisyenlik ve seyyar satıcılık gibi meslekler tarihten beri Çingenelerin sahip oldukları mesleklerin başında geliyor.(5) Bu topraklarda Osmanlı zamanlarına kadar geri gidersek Çingenelerin mezarcılık, sazendelik, hanendelik, köçeklik, hamallık, ayakkabı boyacılığı tellaklık, falcılık gibi meslekleri icra ettikleri ve bu mesleklerde ciddi bir ağırlığa sahip oldukları söylenebilir.(6) Günümüze yaklaştıkça bu mesleklerin kimilerinin kapitalize olan çalışma ilişkileri içinde eridiği görülüyor. Ama bir çoğunun da Çingenelerce hala icra edildiğini görmek mümkün. Suat Kolukırık, Tarlabaşı’nda yaşayan Çingenelerin günümüzde sahip oldukları meslekleri araştırdığında büyük çoğunluğunun hala geleneksel mesleklerle geçindiğini tespit etmiş. Buna göre konuşulan kişilerin ancak yüzde 10’u ücretli işçilik ve memurluk yapıyor. Yüzde 20’lik bir kesim emekli olduğunu belirtmiş. Geriye kalan yüzde 70’lik kısımda ise hamallık, ayakkabı boyacılığı, demircilik, müzisyenlik, kunduracılık gibi geleneksel meslekleri yapanları görmek mümkün.(7) Yine başka bir bölgede Sarıyer, Rumelikavağı’nda yapılan bir alan araştırmasına göre burada yaşayan Çingenelerin tamamı midyecilik ve balıkçılıkla uğraşmaktalar.(8) Çingenelerin marjinal ve görece zor mesleklerle uğraşmaları ilk olarak onların göçebe karakterlerinden kaynaklanıyor. Bir çok Çingene yıllardan beri yerleşik bir hayat yaşasa da ( Sulukule Çingene mahallesinin 1050 yılından beri süregelen bir tarihi olduğu söyleniyor.) mesleklerin çoğunda o göçebe karakteri görebilmek mümkün. Bir diğer etken toplumsal ve ekonomik yaşamın kıyısına itilme. Dışlanma, Çingenelerin bu meslekleri seçmesinde önemli rol oynuyor. Avrupa Roman Hakları Merkezi’nden Tara Bedard’ın 2003 yılının sonlarına doğru Türkiye’de yaptığı alan çalışmasında, Bedard’a konuşan Çingeneler kimliklerinden dolayı iş bulamadıklarından yakınmıştır. Bedard’a göre “Çingeneler burada iş bulmada problemler yaşıyorlar. İş başvurularında eğer ki işveren kişinin Çingene olduğunu anlarsa onu o işe almıyor.”(9) Kısacası göçebeliğin izleri, dışlanma ve kentsel yoksulluğun baskısı ile Çingeneler günümüzde genellikle marjinal ve geleneksel mesleklere yönelmiş gözüküyorlar.

Barınma ve Konut Koşulları
Marjinal ve geleneksel mesleklerle birlikte Çingenelerin yaşam alanları da yaşamın kıyısında kalıyor. Çingene yerleşimleri ister kentin göbeğinde olsun- Sulukule, Ahırkapı, Lonca Mahallesi- ister de kentin dışında –, Kemikçiler Mahallesi ( Edirne ), Tenekeli Mahalle (İzmir) – sınırlanmış bir alan görüntüsü veriyor. Genelde bu sınırlanmış alanlar derme çatma evlerin hatta çadırların bulunduğu, üst üste yığılmış konutların yer aldığı yerleşim alanları olarak dikkat çekiyorlar. Çingene mahalleri bu nitelikleriyle yoksul bir ‘adacık’ görünümü kazanıyorlar.(10)

Bu adacıkların oluşmasında Çingenelerin sahip oldukları mesleklerin önemli bir payı var. Hurdacılık yapan, çiçek satan Çingeneler, mesleklerinin gerektirdiği yaşam koşullarını ancak kendileri ile aynı işi yapan komşularının yanında bulabiliyorlar. Elbette ki ayrımcılık bu alanların sınırlarının çizilmesinde de birincil rol oynuyor.(11) Çingene mahallelerinde yaşam pratikleri farklı olduğundan Çingenelerin bulunduğu yerleşimler mümkün olduğunca izolasyona tabi tutuluyor.(12)

Son zamanlarda bu dışlanma ‘ Kentsel Dönüşüm Projesi ‘ adlı projenin bir parçası olarak uygulanıyor.(13) Özellikle İstanbul’da kentsel rantın yükselmesiyle, kentin merkeze yakın bölgeleri ciddi bir dönüşüme tabi tutuluyor.(14) Bu tarz bir dönüşümün en sıcak yaşandığı yerlerin başında da Sulukule geliyor. İstanbul’un en eski Çingene yerleşimi Sulukule hem taşıdığı kentsel rantın yüksek olmasıyla, hem de bir Çingene mahallesi olarak sahip olduğu imaj yüzünden dönüştürülmek isteniyor.(15)

Hukuk Alanında Ayrımcılık
Sadece Sulukule değil tüm Çingene mahalleleri olumsuz bir imajla değerlendiriliyorlar. Çingene kimliği, toplumun büyük çoğunluğu tarafından suçla birlikte hatırlanıyor. (16) Toplumun tahayyülünde olduğu gibi pozitif hukuk metinlerinde de Çingene kimliği olağan şüpheli konumunda bulunuyor. Geçtiğimiz günlere kadar 1934 tarihli ‘ İskan Yasası’nın 4 maddesi şöyle diyordu: “Türk kültürüne bağlı olmayanlar, anarşistler,casuslar, göçebe Çingeneler ve memleket dışına çıkarılmış olanlar Türkiye’ye muhacir olarak alınmazlar” (17) Ancak AB’ye uyum sürecinde bu madde değiştirildi. Ama halen bazı pozitif hukuk metinlerinde bu neviden maddelere rastlamak mümkün olabiliyor. “ Polisin Disiplinine, Merasim ve Topluluklardaki Rolüne ve Polis Karakolları Teşkilatı ile Vazifelerine Dair Talimatname”nin 134 maddesinin ‘ Karakol amirlerinin umumi vazifeleri bölümüyle ilgili 9. fıkrasında “ Karakol amiri mıntıkasında emniyeti ihlal ve suç çıkarma istinadını gösteren amillerle müessir surette mücadele edilecektir. Bu mücadelede maksadın istihsali içinde de aşağıda sıralanmış şahıs ve şeyler üzerinde gereken tedbirleri almak ve vazifeleri yapmak esastır” deniliyor. Bu bağlamda, şahıslarla ilgili 5. bentte, ‘ esaslı mesleği olmayan Çingeneler ‘ ibaresine yer veriliyor.(18)

Siyasetle Kurulan İlişki
Bu düzeyde dışlayıcı tutumlar Çingenelerin formel siyasi kurumlara katılımında da önemli bir engel teşkil ediyor. Mustafa Aksu Çingenelerin siyasi hayata katılımıyla ilgili yaptığı araştırma için Türkiye’nin bazı bölgelerindeki yerel siyasi parti örgütlerindeki yöneticilerle bazı mülakatlar yapmış. 1995 yılında Düzce’de adını vermediği bir partide ‘ Çingenelerle ilişkiniz nasıl ? ‘ sorusuna şu cevabı almış: Fena değil. Seçim zamanı ziyaret ediyoruz. Fakat yönetimimizde Çingene yok”. Edirne’de ise partilerine katılmak isteyen bir Çingene milletvekili adayını Çingene olduğu için partiye kabul etmediklerini söyleyen parti yöneticileri ile karşılaşmış Aksu. Kocaeli’nde de benzer bir tutumla karşılaşan Aksu yine ismini vermediği bir parti yöneticisinin Çingeneleri yönetime kimliklerinden dolayı kabul etmediklerini söylemesine şahit olmuş.(19)
Çingenelerin siyasi katılımı sınırlı(20), siyasi algıları da gelişmemiştir. Bunun nedenlerinden biri yukarıda görülen dışlama durumu ise diğeri de Çingenelerin içlerinde bulundukları uygunsuz koşullardır. Bu koşulların başında Çingene toplumun geneline sirayet eden yoksulluk geliyor. Asgari örgütlenme gerekliliklerini maddi olarak sağlayamayan Çingeneler örgütlenme yolunda ilk olarak bu engelle karşılaşıyorlar. (21)Örgütlenmenin önünde bir diğer problem de eğitimsizliktir. Çingeneler eğitimsizlik sarmalı(22) içinde bulunduklarından kendi içlerinden sorunlarını ifade edecek, sivil örgütlenmeyi yaratacak ve devletin ve toplumun kurumlarıyla ilişkiyi sağlayacak bir iradenin doğması mümkün olamıyor. Son olarak da kimlikleri ile kurdukları travmatik ilişki Çingenelerin örgütlenmesinde önemli bir sorun teşkil ediyor. Kimliklerinin olumsuz algılandığını düşünen Çingeneler, bu kimliklerini sahiplenmiyor, dolayısıyla bu kimlik üzerinden bir örgütlenmeye gitmekte çekingen davranıyorlar.(23)
Bu örgütlenme zorluklarına rağmen Çingenelerin, Türkiye genelinde son dönemde geç de olsa örgütlendikleri(24) görülmeye başlamıştır.(25) 12 ilde 18 Çingene ( Roman ) derneği, Edirne merkezli Roman Dernekleri Federasyonu (ROMDEF) ve İzmir Merkezli Anadolu Roman Dernekleri Federasyonu ile beraber faaliyette olan Çingene örgütlenmeleridir.(26) Özellikle AB’ye(27) uyum sürecindeki demokratikleşme söyleminden faydalanan dernekler örgütlenmelerini sürdürmektedirler.

Çingenelerde siyasete katılım ve sivil toplum örgütleri kurma durumu henüz yeni olduğundan Çingenelerin yukarıda saydığımız bir çok sorunu henüz çözüm bulamamıştır. Emekli bir bürokrat olan Mustafa Aksu kendi çabalarıyla Çingene sorunlarını merkeze koyan bazı sivil toplum hareketlerini de ikna ederek bazı olumlu adımlar atmıştır. Bunlardan ilki 2001 yılında MEB ve TDK sözlüklerindeki Çingene sözcüğünün anlamları içerisinde yer alan “ cimri, hasis“ gibi ifadelerin sözlükten çıkarılmasıdır. Bir diğeri de 1934 tarihli ‘ İskan Yasası’nın 4 maddesinde yer alan göçebe Çingeneler ifadesinin çıkarılmasıdır.

Bu adımların olumlu ama yetersiz olduğu hemen göze çarpacaktır. Çünkü kötüleyici ifadelerin sözlüklerden ve yasa maddelerinden çıkarılmasına rağmen toplumun geniş kısmında hala Çingene algısı olumsuzdur. Bu düzenlemeler elbette gereklidir, ancak onunla beraber sorunun özü olan ayrımcılığa karşı mücadele etmek gerekir. Aksu ayrımcılığa karşı mücadele etmiştir. Fakat bu konuda ciddi bir siyasi hareket yaratamamıştır. Çünkü bu tümüyle kurumsal ve kökten çözüm perspektifi gerektiren bir eylem biçimidir ve bunu örgütlemek daha zordur. Çingene siyaseti de Çingenelerin kimlik sorunlarıyla birlikte ekonomik sorunlarını da çözme konusunda uzak ve yetersiz kalmıştır. Bunda Çingenelerin siyasetten uzak duran hallerinin büyük etkisi vardır.

Siyasetten uzak durma sonucunda oluşmuş ya da bu uzak durmayı yaratan siyaset algısının ise ilkel ve gelişmemiş olduğu söylenebilir. Toplumun sorunlarını çözme konusunda projeleri olan siyasi angajmanlarda Çingeneler yer almaz. Sağ-sol ayrımı olarak kabalaştırılacak ayrımlar Çingenelerin yaşamlarında çok küçük bir yer tutar. Makro siyaseti takip etme seviyeleri düşüktür. Yaşadıkları eğitimsizlik sorunları siyasete katılmalarını sınırlar.(28
) Kentin en sert yaşam koşullarına sahip varoşlarında yaşamalarına rağmen rahatsızlıklarını dile getirme ve bunun radikal hali olan isyanlar çıkarma gibi eylem biçimlerine Çingene mahallerinde rastlanmaz. Sivil toplum örgütleri yaratma ya da sivil toplum örgütlerine katılma seviyeleri oldukça düşüktür. Çingene bir müzisyen olan Hüsnü Şenlendirici’nin sözleri aslında Çingenelerin siyaseti algılamalarına dair önemli ipuçları sunuyor. “ Biz hiçbir şekilde örgütlenemeyen, kendine hayrı olmayan bir toplumuz. Müzik ve dans hariç. Biz ancak sahnede örgütlenebiliyoruz”(29) Bu söylemin kaynağı, Çingenelerin yukarıda bahsettiğimiz yaşam koşullarını içerisinde toplumun kenarına itilmesidir. Kendine ancak sahnede yer bulan Çingeneler sorunlarına ancak kendileri dışında tanımlanan alanlarda çözüm arıyorlar. Bu durum mevcut sorunları yeniden üretiyor ve Çingenelerdeki siyaset algısının negatif düzeyde kalmasına yol açıyor. Kısacası Çingeneler siyasete, siyaset Çingenelere uzak duruyor.

3- TAŞRADA ÇİNGENE OLMAK
Taşradaki Çingenelerin Politika Algısı
- Bu bölüme geçmeden ufak bir not düşmek gerekiyor. Çalışmanın yapıldığı yer ve konuşulan kişilerin ismini burada neşretmeyeceğiz. Bu görüşülen kişilerin üstü örtük bir isteğiydi. -
Kentte Çingene olmak ile kentlerin dışında Çingene olmak demek temelinde benzer toplumsal sınırların içinde yer almak demek. Ancak tonal anlamdaki farklar dikkate alınırsa, Çingene kimliğine kentsel merkezlerin dışındaki bölgelerde sahip olmak, kimliğin algılamasından mesleklere, toplumsal entegrasyondan siyasetin algılanmasına ve icra edilmesine kadar değişik toplumsal zeminlerde ilginç nüanslar yaratıyor. Bu bölümde de bu farkların siyaseti algılayışı oluştururken etkili olduğunu düşündüğümüzü söyleyeceğiz. Siyaset algısını tarif edip, bu algının oluşmasında etken olan farkların ayrıntılarına ineceğiz.

Taşrada Yaşam
Elbette ki öncesinde aradaki farkları tespit etmemize olanak veren, ele aldığımız yerleşim biriminin fotoğrafını çekmek gerekiyor.Bu bölge, İstanbul kent merkezinin dışında bulunan küçük bir yerleşim birimi. Bölge, İstanbul kent merkezine uzak olmasına karşın ulaşım olanaklarıyla kente bağlı, dolayısıyla kentin bir bakıma içinde sayılabilecek bir konumda bulunuyor.
Yaşam standartları ve ilişkileri bağlamında kent tipolojisi ile benzer birkaç öğenin dışında da önemli uzaklıklar göze çarpıyor. Kentlerin bireyselci, hızlı ve daha çok maddeci modern standartlarına karşın bu bölgede her kasabada görülebilecek cemaat-akraba-ahbap ilişkileri, durgun bir hayat çizgisi içinde toplumsal koşulların belirleyicilerinden biri olabiliyor.
Burada bu hayat çizgisi içinde devinen üç toplumsal gruptan bahsedilebilir. Bu gruplardan ilki Nüfus Mübadelesi ile Selanik’ten göç eden mübadillerdir. İkinci grupta yine büyük çoğunluğu Selanik’ten göç eden Çingeneler yer almaktadır. Son grubu ise İstanbul’un göç almasıyla aynı dönemlerde bölgeye gelen çeşitli gruplar oluşturmaktadır. Bu grupların yaşam alanları sınırları belirlenmiş alanlar olarak gözükse de gruplar birbirleri içinde yaşayabilmektedirler.
İstanbul’un geniş sanayi havzalarından biri olan Hadımköy- Beylikdüzü bölgesine yakın olan beldede dolayısıyla yaşayanların bir çoğu ücretli işçilik yapıyor veya hizmet sektöründe çalışıyor. Bölgenin temel geçim kaynaklarından biri de balıkçılık. Bunun yanında tabi ki çeşitli küçük esnaflardan bahsetmek gerekiyor.

Tüm bu fotoğraf içinde ise Çingeneler önemli bir bileşen olarak gözüküyorlar. Bu beldede sınırları belirlenmiş ve adına Çingene Mahallesi denilen bir mahalle var. Bu mahalle bölgenin merkezinde yer alıyor. Bununla birlikte yukarıda bahsettiğimiz gibi bir çok Çingene ailesi bu yerleşimin bir çok bölgesinde hayatlarını sürdürebiliyorlar. Konuştuğumuz 9 kişiden 3’ü Çingene mahallesinde ikamet etmeyen kişilerdi.

Çingene Mahallesi konut nitelikleri bakımından da heterojen bir yapı sergiliyor. Konutların çoğu müstakil, iki katlı ve sağlam yapılar olarak değerlendirilebilir. Bazı yerlerde bu yapıların yanına gecekondu niteliğinde derme çatma yapılar ekleniyor ama bunların sayısı çok değil. İstanbul’un değişik semtlerinde görülebilecek derme çatma, teneke Çingene evlerine ya da çadırlara buradaki Çingene Mahallesinde rastlanmıyor. Görüşme için girdiğimiz tüm evler hemen hemen orta halli hatta iyi denebilecek fiziksel koşullara sahip evlerdi.

Bölgenin sanayi havzasına yakın olmasından dolayı burada yaşayan Çingenelerin hatrı sayılır kısmı bu fabrikalarda çalışıyorlar. Kadınlar genellikle bölgede yer alan tekstil fabrikalarında, erkeklerin çoğu da çimento ve elektronik sektöründe yer alan fabrikalarda çalışarak geçimlerini sağlıyor. Bunun yanında burada yaşayan Çingenelerin arasında Çingenelere özgü geleneksel meslekleri icra edenlerin de önemli bir payı var. bölge Çingenelerinin çoğu müzisyenlik yapıyor. Aynı zamanda mezarcılık, hurdacılık, demircilik gibi meslekleri icra eden Çingenelere de rastlamak mümkün olabiliyor. Bizim konuştuğumuz 9 kişiden 5’i ücretli işçilik yapıyordu. İki kişi müzisyen, bir kişi hurdacı, bir kişi de mezarcıydı.

Taşrada Yaşayan Çingenelerin Politika Algısı
Bu kişilerle yapılan derinlemesine görüşmelerde(30) ortaya çıkan durum yukarıda vurguladığımız genel eğilimin başka bir yansıması olarak görülüyor. Çingeneler siyasete, siyaset Çingenelere taşrada da uzak. Bölgedeki Çingenelerin politikaya yaklaşımının politik mobilizasyon açısından sorunlar teşkil ettiği ortaya çıkıyor. Aşağıda detayları ile değerlendirmeye gayret göstereceğimiz bu sorunlu durumu 2 ana başlık altında tarif edebiliriz. İlk olarak siyasete olan ilgisizlik geliyor. Bu başlık altında siyasete güvenmeme, siyasi tavırlar, kamplar arasındaki farkları idrak edememe ve siyasetin geçmişine dair güçsüz bir hafıza yer alıyor. İkinci başlık ise herhangi bir örgütlenmeye- kültürel hak temelli de olsa- mesafeli yaklaşım tavrıyla somutlaşıyor.

Konuştuğumuz 9 kişiden 2’si aktif olarak siyasetle uğraşmaktaydı. Bunun dışında kalan kişiler kendilerini siyasetin uzağında tanımlıyorlar. Başından beri vurguladığımız eğilime göre bu iki kişi istisnai durumlar sunuyorlar. Belki de bu istisnai durumu, siyasetin yakınında duran Çingenelerin siyasetle kurdukları ilişki biçimini başından anlatmak gerekiyor. Zira bu, siyasetin uzağında olan Çingenelere giderken açıklayıcı öğeler sunuyor.

Siyasetle ilgilenen kişilerden ilki Saadet Partisi ilçe teşkilatına üye olarak siyasi çalışmalar yürütmekteydi. Partiye giriş öyküsünü ve çalışma biçimlerini şöyle anlatıyor:
“Benim eniştem Refah Partisinde Belediye Başkan Yardımcılığı koydu. İkinci aza. Enişte olarak biz ona destek verdik. Etrafında toplandık yani şimdi akraba var sülale var. O mahalle şu mahalle bayağı bir toplum oluşturduk yani. Bir tur attık davullar zurnalar ‘eyvah dediler Refah geliyor’ şey vallahi billahi bütün halk şaşırdı. Kalabalık oldu. Çiftlikler falan Amasyalılar olsun Erzurumlular olsun yani hepsi oraya geldi.”
Siyasete yakın olan ikinci kişinin de siyasete giriş öyküsünde akrabalarının katkısı var. DYP Belde Teşkilatı üyesi olan kişi siyasete girişini şöyle açıklıyor.
“ ….hala üyeyim istifamı vermedim. Daha ağbim zamanında siyasete girmesinden, 89 seçimlerinde hani biz ailece DYP’liyiz 9 kardeşiz 8 çekiyorduk yani bölünmüyoruz. “
Bu kişinin devamında söyledikleri ise siyaset motivasyonun daha yoğun niteliğine işaret ediyor :
“ .. o kahve köşelerinde açacak ağzını böyle bakacak iş gelecek. Samimi söylüyorum sana bizim çarşı dışına çık iş bulursun. Ama burada bütün gün sen beklersen sana kimse iş getirmez arkadaş, koşturacaksın. Aktif insan olman lazım. Siyaset bu yönden önemli işte. Benim siyasi çevrem de var, siyasi çevrem de var. Bak Doğru Yol Partisi Gençlik Kolları Başkanlığı yaptım “

Siyaseti böylece algılamak, kentte tutunma stratejisi olarak ya da kentte yoksulluk nöbetini devredip ikbale erişmek olarak siyaseti değerlendirmekle paralel bir seyir izliyor. Sema Erder Ümraniye’yi incelediği kitabında siyasi geçmişe sahip olan ve Belediye Meclis üyesi olan yöre sakinlerinin ilişkilerini artırdığını ve sonrasında bu ilişkileri çeşitli faydalara tahvil ettiklerini ifade ediyor.(31)Yine Oğuz Işık ve M. Melih Pınarcıoğlu’nun Sultanbeyli araştırmasında da siyasetin gündelik hayata doğrudan yansıyan faydaları getirmesinin umudu olduğu vurgulanıyor.

Nöbetleşe yaşanan yoksulluğu devredebilmek için bölgedeki arsa ve inşaat rantının bir parçası olmak gerekiyor. Bunun içinde bölgede yaşanan cemaat ilişkilerine, bunun üzerinden türeyen siyaset alanına ve belediyeye intikal etmek gerekiyor. Bu ilişkilerin dışında kalmak ise nöbeti devredememek demek.(32)

Taşrada yaşayan bir Çingenenin siyaseti bu bağlamların içinde olmadan bu şekilde algılaması ise ilginç gözüküyor. Zira bu bölge ne Ümraniye ne de Sultanbeyli gibi hızlı gecekondulaşan ve rant üreten bir yer değil. Şehrin dışında bir yer olması bunu açıklıyor. Peki siyaseti bu şekilde sahiplenmek neden ?

Yukarıda da söylediğimiz gibi bu iki kişinin siyasete girmesi akrabaları vasıtasıyla oluyor. Bu şekilde siyasette gözüken Çingene aileleri az. Zira diğer görüşmelerde bu şekilde öne çıkan ailelere rastlamadık. Bunun nedeni Çingenelerle kurulan siyasi ilişkinin asgari seviyede tutulması. Çingenelerle değişik kaygılarla ilişki kurmak isteyen partiler ya da değişik siyasi örgütler, bu toplumla ilişki kurmayı içlerinden bir aile ile ilişki kurmak ile sınırlandırıyorlar. Gerisinde bu aileden tüm Çingeneleri ikna etmesi bekleniyor. Toplumsal herhangi bir ortak zeminde de buluşmadıklarından Çingenelerin geniş toplumsal tabanıyla temas etmiyorlar.
Böyle olunca Çingenelerin içerisinde siyasete yakın olan aileler bu misyonla yüklenmiş oluyorlar. Genelde de partiden beklentileri toplumlarının tamamına değil kendilerine bir ikbal olanağı sağlamakla sınırlanıyor. Politik algı gündelik kaygıların giderilmesiyle iyice silikleşiyor ve siyasetin içinde ama siyasete uzak olan bir tipoloji ortaya çıkarıyor.
Konuşulan diğer 7 kişi ise değişik tonlara sahip olmakla beraber siyasetin uzağında olduklarını söylediler. İçlerinden bir kişi:

“ siyasetin ne hayrını gördük ki, bizden uzak olsun “
diyor. Siyasetin uzaklığı ciddi şekilde bu sözlerle özetleniyor.
Siyasetin daha makro hallerini algılama biçimlerini sorgulamak için görüşülen tüm kişilere ortak bazı sorular soruldu. Bu soruların yöneldiği alanlardan biri de siyasetin hafızasına yönelikti. Zira siyaseti pozitif yönlü algılamak, bir yandan biriktirmek bir yandan da unutmamaktır. Siyasi tarihin kaba da olsa ana hatlarına sahip çıkmak siyaset yapmanın ön koşullarından biri olarak görülebilir.

Bunu ölçmek için görüşülen kişilere tarihten somut ve genel dönemlemeler - 27 Mayıs,12 Eylül, 28 Şubat – ve öne çıkan politik figürler hakkında ne düşünüldüğü soruldu. İçlerinde sadece 1 kişi sorulara tatmin edici cevap verdi. Menderes’ten son Başbakan Tayyip Erdoğan’a kadar tüm önemli politik simaları sahip oldukları siyasi çizgiyle ve icraatlarıyla hatırlayan sadece bu kişiydi. Diğer kişiler bölük pörçük bir şekilde, bu tarihin sağından solundan yakalamaya çalıştılar. Örneğin yukarıda Erbakan döneminde Refah Partili şimdi ise Saadet Partili olan kişi 28 Şubatı hatırlamadı. 28 Şubat Refah Partisinin tek iktidarını sonlandıran bir postmodern darbe olarak önemli bir dönemeç. Bunun siyasetle ilgilenmeyen biri için söz konusu olması doğal bir durum. Ama normal olmayan Refah Partili bir kişinin bu süreci hatırlamaması.

Siyasi hafıza kaybına bir diğer örnek 78 yaşında müzisyen emeklisi bir kişiden. Bu kişi ile yaptığımız görüşmede kişi kendi hayatının uzak hatıralarını bize anlatabilirken, kendisine yukarıdaki dönemler ve kişiler hakkında soru sorduğumuzda hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. Hatırladığı tek siyasi kişi beldenin CHP’li eski Belediye Başkanı . Bu kişi son seçimlerde belediye başkanlığı seçimlerine katılmamıştı. Ancak kişi onun belediye başkanlığına bu dönemde de adaylığını koyduğunu söylüyordu. Kısacası burada konuştuğumuz Çingeneler arasında ciddi bir siyasi hafıza eksikliği söz konusuydu.

Bu dönemlemeler ve politik figürlerin sorulması aynı zamanda siyasi kamplara karşı nasıl yaklaşıldığını da ölçtü. Alınan cevaplar sol ve sağ olarak açıklanabilecek kampların arasındaki farkların idrak edilemediğini gösterdi. 35 yaşında bir işçi olan kişinin tek tek tüm siyasi liderlere ilişkin söylediği söz ilginçti.
“ .. o da iyi bir başkanımız “
Yani ona göre Bülent Ecevit de iyi bir başkandı Alpaslan Türkeş de. Elbette ikisi de iyi başkanlar olabilirler. Ama kişinin tahayyülünde bu iki zıt kutbun yan yana gelmesi herkesin aynı siyasi motivasyonla davrandığını algıladığı anlamına gelir. Bu da aradaki farkın anlaşılamadığı ya da hafızadan silindiğini gösterir.

İkinci sorunlu alan olarak da sivil herhangi bir örgütlenmenin uzağında olmak geliyor. Bir zamandır yukarıda bahsettiğimiz gibi Çingenelerin değişik amaçlarla örgütlendiğini gördük. Konuştuğumuz 9 kişiden hiçbirinden, ne geçmişte ne şimdi bir bölgede sivil toplum örgütlenmesi olduğunu duymadık. Gelecekte de bu yönde planlar yok.

Konuştuğumuz kişilerin çoğu sağ partilere oy vermiş ( özellikle AKP) ya da o siyasete sempati besleyen kişilerdi. Oy verme davranışlarında ise iki unsurun etkili olduğu gördük. Bunlardan biri yapılan ayni ve maddi yardımlardı. Diğeri de yine 35 yaşındaki işçinin deyimiyle siyaset adamlarının bir merhaba demesiydi. Çingeneler toplumun kıyısına itildiklerini düşündüklerinden bir merhabayı çok önemseyebiliyorlar. Bu kişi şöyle diyordu.
“Yalnız biz mesela köyde dolaşırken görüşüyoruz yani. Merhabalaşıyoruz Adam saygılı bir kişi. Mesela gördüğünde hatırımızı soruyor. Biz de soruyoruz. Görüşmelerimiz böyle yani. “( O zamanın adayı, şimdinin belediye başkanından söz ediyor)

Bu görüşmelerin sonucunda ortaya çıktı ki bu taşra beldesinde yaşayan Çingeneler siyaseti kendilerine uzak ve işlevsiz olarak algılıyor. Bu yüzden de siyasi parti ve örgütlere katılımları düşük, sivil toplum örgütleri kurma ya da bunlara katılma yönünde hevesleri ise mevcut değil. Makro siyasete karşı ilgisizlikleri, siyasi hafıza eksikliği ve siyasi tavırlar arasındaki farkı idrak edememe olarak tecessüm ediyor. Siyasi tercihlerini ise yardımlar ve sosyal ilişkiler belirliyor.

Politika Algısını Oluşturan Koşullar
Bu algının bu şekilde oluşmasının genel ve bölgeye özel nedenleri var. Bu beldede yaşayan Çingeneler, Çingene kimliğinin kendisine yönelen sıkıntılarını belli ölçülerde de olsa hissettiklerinden politikayla asgari bir ilişki kuruyorlar. Ayrımcılık ve eğitimsizlik bu bölgede yaşayan Çingenelerin de politikaya mesafe almasındaki önemli etkenlerin başında geliyor. Genel nedenler derken bunları kastediyoruz. Bölgeye ve bunun üzerinden kentsel alanların dışında, taşraya sahip kimi niteliklerin bu bölgede yaşayan bu insanların politikaya bakışında etkili olduğunu söylerken de özel nedenlerden bahsediyoruz. Bu özel nedenlerin başında kentin sıcak gündeminin burada hissedilmemesi var. İstanbul’da dönüşen kentsel alanların başında Çingenelerin oturduğu yerler geliyor ve bu dönüşüm sıkıntılı bir süreçle kol kola ilerliyor. Bununla birlikte kentsel gerilimin de bu bölgede haliyle yaşanmaması politik olma haline ihtiyaç duyulmamasını açıklıyor. Kentteki ayrımcılığın taşrada daha naif bir hal alması ve bölge insanlarıyla kurulan asgari ilişkilerin yoğunluğu da ayrımcılığı tamamıyla ortadan kaldırmasa da bir anlamıyla hafifletiyor. Ama sonuçta onlar yine Çingene olarak bazı olumsuz imajları her ne kadar temkinli karşılansa da taşımaya devam ediyorlar.

Konuştuğumuz 9 kişiden 9’u da ayrımcılık ile ilgili aşırı olumsuz tecrübeler yaşadıklarını söylemediler. Bunun burada doğal olduğunu bir kere daha söylemek gerekiyor. Kentlerin içinde semtler, kentlerin dışında kasaba ve köylerin toplumsal ilişkileri tanıdıklık esasıyla perçinlendiği zaman karşılıklı güven inşası ve bunun üzerinden daha sıkı toplumsal bağlar kurulabiliyor. Burada büyük ölçüde yaşanan buna benzer bir süreç. Fakat toplumun tümünün sahip olduğu önyargılar ve ötekileştirme kodları, toplumsal bağların daha sıkı olduğu kasabada da olsa farklı ölçülerde devreye girebiliyor. Görüşmelerin satır aralarında bunun siyasete uzak durma nedenlerinden biri olduğu hissedilebiliyor. Eğer yukarıda bahsettiğimiz tarzda bir ailenin üyesi değil iseniz bu hissiyatı daha derinden yaşıyorsunuz. 42 yaşında mezarcılık yapan kişi bu hissiyatını dolambaçlı da olsa belirtti.

“ Bizim gibi muhacırları(33) almaz ki adam arasına “
Bu ayrımcılığın hissedildiğinin açık bir kanıtı olarak değerlendirilebilir.
Genel nedenlerden ikincisi ise eğitimsizlik. Konuştuğumuz kişilerin içinden 6’sının eğitim durumu ile bilgi aldık. Sonucunda bu altı kişiden 1’i üniversite mezunu, biri ortaokul mezunu bir kişi de okuma yazma bilmiyordu. Diğer üç kişi ise ilkokul terk idiler. Eğitimsizlik Çingenelerin de siyaseti yakından izlemeleri noktasında sorunlar doğuruyor. Halen müzisyenlik yapan 56 yaşındaki kişi şöyle diyor.

“ Bizim milletimiz(34) cahil kalmış. Nasıl başa gelsin, nasıl üyelik yapsın. Benim çocuğum senin yaşlarda ama sen kadar okuyamadı.”
Bu sorunların İstanbul’un göbeğinde de çok şiddetli bir şekilde yaşanarak siyasetin önünde engel teşkil ettiği söylenebilir. Ancak şehrin göbeğindeki Çingeneleri her türlü kısıta rağmen siyasetin, örgütlenmenin içine çeken sorunlar da söz konusu. Bu sorunlar bazı yerlerde bu kısıtları ortadan kaldırarak ilkel düzeyde de olsa sivil toplum hareketlerine zemin oluşturmuş durumda . Bahsettiğimiz sorunların en acili Çingene Mahallelerini yakından ilgilendiren kentsel dönüşüm projesi. Bu projeden kaynaklanan sıkıntıları engellemek için, Sulukule’de Çingenelerin kurduğu Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği hukuk mücadelesi yürütüyor.(35) Kentsel rantın yükselmesi ile Sulukulenin tasfiye söylentileri mahallede ciddi tepkinin ardından böyle bir oluşumla taçlanmış oluyor.

Bunun karşısında ise burada yaşayan Çingenelerin böyle bir sorunları yok. Böyle sıcak bir gündemin söz konusu olmaması burada yaşayan Çingenelerin siyasete yaklaşmasını biraz daha uzağa atıyor. Zira beldede yaşayan herkes gibi Çingenelerin de evleri sıkı bir şekilde denetleniyor, kaçak yapılara toplu bir proje olarak değil de hemen müdahale ediliyor.
Bunun yanında taşradaki Çingeneler kentsel gerilimin getirdiği havadan da uzaklar. Çünkü kentin dışındalar. İstanbul’da yaşayan Çingeneler yan yana yaşadıkları diğer gruplarla sıkıntılar yaşıyorlar. Çünkü kentin zorlayıcı yaşam koşulları kentin arka sokaklarını dar ediyor. Bunun Çingenelere yansıması ise belli siyasi parti ve örgütlere yakınlaşmak olarak gerçekleşiyor. Bir zamandır Çingenelerin milliyetçi yükseliş içinde yer aldığı söyleniyor. İstanbul’da Çingenelerle Kürtler arasında varolan gerilim(36) geçtiğimiz mart ayının başında çatışmaya dönüştü.(37) Bu çatışmada Çingeneler milliyetçi saflarda yer aldılar.

Buradan yine anlattığımız beldeye dönersek bu tarz gerilimlerin burası gibi sakin bir beldede yaşanmadığını söyleyebiliriz. Böyle olunca siyaset etme motivasyonu yine doğmuyor. Kentteki Çingeneler siyasetin uzağındalar ama zaman zaman bu tarz ilişkiler kurulabiliyor. Ama buradaki Çingeneler siyasete böylesine yakınlaşma olasılıklarının bile uzağında bulunuyorlar. Bundan türetilecek bir şekilde bu sakin beldede Çingene kimliği her ne kadar olumsuz kabul edilse de pratikte çok sert bir ayrımcılıkla karşılaşmıyor . Hal böyle olunca bu statükoya devam etmek Çingenelerin de arzulayacağı bir durum oluyor. Bu statükoya tepki duymak için içlerinde önemli bir motivasyonun olmadığı anlaşılıyor. İşte 41 yaşındaki Çingene işçinin söyledikleri:
“Ben bak beylikte bir anten fabrikasında çalışıyorum. Çok şükür allahıma sigortam var e bir öyün orda yiyoruz. İşte bir servisi yok, sabahları akşamları otobüsler çok dolu oluyor. O zorluğu var yani ama rahatım yerinde çok şükür kimseye eyvallah demiyorum. Şimdi ben niye çıkıyım şöyle böyle konuşayım, yok efendim şöyleymiş yok efendim böyleymiş. Ne gerek var ki böyle şeylere. Soruyorsun neden böyle niçin böyle ben bilmem ki. Bu işin sonunu ben nereden bilirim. “

Bu sözler çok rahatlıkla başka toplumsal kimliklere sahip kişiler tarafından da söylenebilir. Sendikalara üye olmak, radikal siyasi partilerde eylemler yapmak, işverenleri rahatsız edecek eylemler olarak düşünülebilir ve ‘rahatını’ bozmak istemeyen bir işçinin yapacağı tek şey, kaderine razı olup bu tarz eylemlerin uzağında olmaktır. Kısacası yukarıdakine benzer sözleri herkesten duyabiliriz. Hatta geleneksel bir anlayışla düşünülürse patrona karşı gelmek nankörlük etmektir ve toplumumuzun genelinde olumsuzlanan bir anlayıştır. Fakat taşradaki bir Çingenenin bu sözleri söylemesinde sadece bu genel eğilimin izleri yoktur. Evet o da belki nankörlük etmiş kişi olmak istemez. Belki o da siyaset yapınca işinden olma korkusunu yaşar. Ama kanımızca onun duygusal motivasyonları başkadır. Konuştuğumuz bu kişi Çingene mahallesinde yaşıyordu. İş konusunda sıkıntılı arkadaşlarını mahallede görüp her gün patronuna onu işe aldığı için dua ediyor olabilirdi. Zira kişi kendisinin bir Çingene olduğunu bile bile işe alan patronuna daha başka bir bağla bağlıydı. İşte belki de bu inancı, patronunun ona olan güvenini yıkmamak için böyle konuşuyordu. Kısacası Çingenelerin bu tavırlarının da siyasete uzak durma konusunda bir açıklayıcı olduğunu düşünmek gerekiyor. Çingene olarak bir mekan ve zaman içinde görece olarak olumlu şeylerle karşılaşıyorlarsa, siyaseti o olumlu şeylerin ortadan kaldırabilecek bir kurum olarak görebiliyorlar.

4- SONUÇ

Sonuç niyetine Çingene kimliğinin politikayla mesafeli bir ilişki aldığını söylemek gerekiyor. Kentlerde bunun değişebileceğine dair belirli emareler var ama kentin dışında kalan ve görece daha rahat, daha az gerilimlerle dolu bir hayatın yaşandığı taşra tabir edilecek bölgelerde ise politika hala Çingeneler için daha uzakta bir yerlerde duruyor. Bu şartlar altında politikanın algılanma biçimleri ilkelleşiyor, politika olumsuz bir toplumsal kurum olarak algılanıyor. Çingene olmaktan kaynaklanması olası problemlerin çözümü de politik ve sivil alandaki eylemlerle aranmıyor. Bunun yerine bu sorunların üzerini sessizce örtme ve bu sorunlar üzerinden kaynaklanan ayrımcılıkla ilgili problemler radikalleşmedikçe de bunları görmezden gelme tavrı hakim olabiliyor. Bu algının değişmesinin koşulları ise varolan formel siyasi kurumlarda daha fazla yer almak. Bunu getirecek olan ise bu kurumlardan bu insanları dışlamaya iten önyargılardan kurtulmak ve politikayı hiçbir unsuru dışlamadan tamamen tabana yaymak. Politikanın icra edilmesinde böylesi bir açılma en azında daha hareketli bir sivil alanı beraberinde getirecektir.

Dipnotlar
(1)AKSU Mustafa, Türkiye’de Çingene Olmak, Kesit Yayınları, İstanbul, Eylül 2006, s.19,20 Halk arasında çok yaygın rivayete göre; Nemrut, İbrahim Peygamberi ateşe atmaya karar verdiğinde, bu olayı engellemesi muhtemel olan melekleri olay yerinden uzaklaştırmak için Cin ve Gan adında iki kardeşe ensest ilişki yaşatmış. İşte zina yapan bu kardeşlerin soyundan gelenlere Çingene denilmiş ve Allah onları sonsuza kadar lanetlemiş.
(2)ARAYICI Ali, Ülkesiz Bir Halk: Çingeneler, Ceylan Yayınları, İstanbul, Kasım 1999, s.177
(3)Güneş Türkçe Sözlük, 1986, s.70, Altın Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Altın Kitaplar Yayınevi, s.94, Sınıflandırılmış Türk Atasözleri haz: Metin Yurtbaşı, Özdemir Yayıncılık,s. 179,247
(4)AKSU, a.g.e, s.66,68
(5)KOLUKIRIK Suat, “ Çalışma Yaşamında Çingeneler: Çingene İş ve Meslekleri “ s. 1
(6)YILGÜR Egemen, “ İstanbul Çingeneleri: Karşılıksız Bir Aşk Hikayesi “, İstanbul, sayı:57, Ekim 2006, s. 36
(7)KOLUKIRIK, a.g.e s. 4
(8)BAYRAKTAR Özlem, “ Çingeneler: Başka Bir Dünyanın İnsanları mı? “ Genç Sosyal Bilim Forumu Agora Dergisi, sayı: 2 Mayıs- Haziran 2005, s. 46
(9)BEDARD Tara, “ Field Report, Roma in Turkey” Roma Rights, sayı: 4 2003, http://lists.errc.org/rr_nr4_2003/field1.shtml, Erişim Tarihi: 06/12/2006
(10)TOPRAK Zerrin, “ Roman Mahalleleri Profili “, Genç Sosyal Bilim Forumu Agora Dergisi, sayı: 7 Mart-Nisan 2006, s.26
(11)En Fazla Ayrımcılık Romanlara.. “ Birgün Gazetesi, 21,11,2006
(12)YILGÜR, a.g.m, s.37
(13)“ İlle de Roman mı Olsun ? “ Evrensel Gazetesi, 4,9,2006
(14) “ Romanlar Gitsin Romalılar Gelsin” Emrah ŞAHAN Söyleşisi, Express, sayı: 64, Ağustos Eylül 2006, s. 55
(15)AKIZLIOĞLU Bahar, “ Bir Semti Geleceğe Taşımak ya da Sulukule’de Neler Oluyor ? “, İstanbul, sayı: 57, Ekim 2006, s.40
(16) “ Romanlar: Anlayışla Şüphe Arasında “ Egemen YILGÜR, Birgün Gazetesi, 6/05/2006, s.10
(17)akt. AKSU a.g.e,s.86,87
(18)“ Talimatnamede Olağan Şüpheli: Romanlar “ Radikal Gazetesi, 4/06/2006, s.8
(19)AKSU, a.g.e, s.43,44
(20)“ Siyasi hayata katılım yönüyle oy hakkının kullanımı açısından Roman vatandaşlarımızın yönetsel mekanizmalara seçilemediği önemli bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim Konak ilçesi Roman grupların yoğun yaşadığı mahallelere sahip olmakla birlikte, yerel meclislere üye yollayabilmiş değildir” TOPRAK, a.g.m, s.25
(21)İNCİRLİOĞLU Emine Onaran, “ Şecaat Arzederken Merd: Türkiye Çingenelerinin Örgütlenme Sorunları “ Türkiye Kültürleri, der: Gönül PUTLAR, Tahire ERMAN, Tetragon Yayınları, Ankara, 2005, s.183
(22)İstanbul’un en bilinen Çingene mahallelerinden biri olan Kuştepe’de yapılan bir çalışma bu eğitimsizlik halinin iyi bir fotoğrafını sunar. Buna göre Kuştepe’de eğitimsizlik mevcut bir sorun olduğu kadar, gelecekte de varolacak bir problemdir. KAZGAN Gülten, “ Kuştepe Gençliğinin Sosyoekonomik Görünümü” Kuştepe Gençlik Araştırması 2002, der: Gülten KAZGAN, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Ekim 2002, s.9,10
(23)İNCİRLİOĞLU, a.g.e, s. 187
(24)Geçmişte Çingenelerin yönetici ve faal üye olarak içinde olduğu en büyük örgütlenmelerden biri 1930-1950 yılları arasında TKP’nin içindeki Tütüncüler örgütlenmesidir.bkz ÖZÇELİK Mustafa, 1930-1950 Arasında Tütüncülerin Tarihi, TÜSTAV Yayınları, İstanbul, Nisan 2003
(25)“ 12 Dernek Kuran Roman Toplumu Kamuya Açılıyor: Çingeneler Zamanı “ Hürriyet Gazetesi, 6/05/2006
(26)“ İlle Roman Olsun Ama Örgütlü Olsun “ Radikal Gazetesi, 30/06/2006
(27)AB kurumları son zamanlarda Türkiye’deki Çingenelerin yaşadığı sorunları dikkatle izlemekte ve bu problemleri düzeltmek için çalışmalar yürütmektedir. 8 Kasım 2006’da Avrupa Birliği Komisyonu tarafından açıklanan Türkiye 2006 İlerleme Raporu’nda Çingenelerle de ilgili bir kısım bulunuyor. “Çingeneler konusunda, İskan Kanununda 2006 Eylül ayında yapılan değişiklikle Çingenelere yönelik ayrımcı hükümler kaldırılmıştır Ancak, Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun’da Çingeneler aleyhinde ayrımcı hükümler yer almaya devam etmektedir.Bilgi Üniversitesi tarafından son dönemde yapılan bir araştırmada, Türkiye’deki Çingene nüfusun yaklaşık olarak 2 milyon olduğu belirtilmektedir. Çingene topluluklar barınma,eğitim, sağlık ve istihdam olanaklarından yararlanmada ayrımcı muamele görmektedir.Sıklıkla zorla tahliyeler yapılmaktadır. Tarihi bölgelerdeki kentsel dönüşüm projeleri, bu bölgelerde ikamet eden Çingene toplulukların yaşadıkları yerlerden ayrılmalarına yol açmıştır .(Ankara-Çinçin, Zonguldak-Ere, İstanbul-Sulukule)Rapor döneminde, Çingene toplulukların haklarını savunan yeni örgütler ve iki Çingene Birliği kurulmuştur. Bu örgütlerin kapasitelerinin artırılması ve karşılaştıkları sorunların net olarak ortaya konulması amacıyla çeşitli sivil toplum örgütü projeleri yürütülmüştür. http://www.mfa.gov.tr/NR/rdonlyres/9033EEB0-E80C-46D0-AB4D-A5767882853A/0/IlerlemeRaporu_8Kasim2006_TamamininCevirisi1.pdf, Erişim Tarihi: 16/12/2006
(28)KAZGAN Gülten, “ İstanbul’da bir Varoş: Kuştepe “ Kuştepe Araştırması 1999, der: Gülten KAZGAN, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Ekim 1999, s. 20,22
(29)“ Biz Sahnede Örgütleniriz “ Hüsnü ŞENLENDİRİCİ Söyleşisi, Roll Dergisi, sayı: 103, Ocak 2006, s. 61
(30)Bu çalışmada adı geçen derinlemesine görüşmeler 9 Kasım- 4 Ocak 2007 tarihleri arasında farklı günlerde yapılmıştır. Çalışmada alıntı şeklinde geçen ifadeler bu 9 derinlemesine görüşmeye aittir. Alıntılar kişilerin dediği biçimde, noktasına virgülüne dokunmadan verilmiştir.
(31)ERDER Sema, İstanbul’a Bir Kent Kondu Ümraniye, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996, s.121.123
(32)IŞIK Oğuz, PINARCIOĞLU M. Melih, Nöbetleşe Yoksulluk Gecekondulaşma ve Kent Yoksulları: Sultanbeyli Örneği, İletişim Yayınları, İstanbul, 2003, s. 258,259
(33)‘ Muhacır ’ kelimesi Çingene kimliğinin bir başka adlandırması olarak görünüyor. Çingeneler kendilerine Çingene denmesini istemiyorlar ve kendi kimliklerini tarif etmek için değişik nedenlere bağlı olarak farklı kavramlar kullanıyorlar. Örneğin bahsi geçen Çingene müzisyenler için Çingene değil ama Roman kimliği kabul edilebilir bir adlandırma. Çünkü bu kişiler Roman kimlikleriyle kendi çalışma ilişkilerinde öne çıkabiliyorlar. Muhacır adlandırmasını ise Çingeneliğinden daha çok Türklüğüne ve İslamlığına vurgu yapmak isteyen Çingeneler kullanıyor. Ama bu kavram bir ayırıcılık yaratmıyor. Çünkü muhacırlık bölgede Balkanlardan göçen diğer kimlikleri de kapsayacak bir adlandırma olarak öne çıkıyor. Bu geniş ailenin içinde yer almak için bu kavram daha sık telafuz ediliyor.
(34)Bu kavramla anlatılan millet sohbetin konteksti içinde değerlendirilirse Çingenelerdir.
(35)“ Sulukule’den Canlı Yayın “ Şükrü Pündük ( Dernek Başkanı) söyleşisi, OĞUZ Ayşegül, İstanbul Dergisi, sayı: 57, Ekim 2006, s.44
(36)“ Çifte Kavrulmuş Dışlanma “ Bediz Yılmaz söyleşisi, Express, sayı: 58, Şubat 2006, s47
(37)“ Gergin Pazar” http://www.milliyet.com/2006/04/03/guncel/gun03.html Erişim Tarihi: 16/12/2006
KAYNAKÇA
Kitaplar
ALPMAN Nazım, Başka Dünyaların İnsanları Çingeneler, Ozan Yayıncılık,
İstanbul, Kasım 1997
AKSU Mustafa, Türkiye’de Çingene Olmak, Kesit Yayınları, İstanbul, Eylül 2006
ARAYICI Ali, Ülkesiz Bir Halk: Çingeneler, Ceylan Yayınları, İstanbul, Kasım 1999
ERDER Sema, İstanbul’a Bir Kent Kondu Ümraniye, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996
IŞIK Oğuz, PINARCIOĞLU M. Melih, Nöbetleşe Yoksulluk Gecekondulaşma ve Kent Yoksulları: Sultanbeyli Örneği, İletişim Yayınları, İstanbul, 2003
İNCİRLİOĞLU Emine Onaran, “ Şecaat Arzederken Merd: Türkiye Çingenelerinin Örgütlenme Sorunları “ Türkiye Kültürleri, der: Gönül PUTLAR, Tahire ERMAN, Tetragon Yayınları, Ankara, 2005,
KAZGAN Gülten, “ İstanbul’da bir Varoş: Kuştepe “ Kuştepe Araştırması 1999, der: Gülten KAZGAN, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Ekim 1999
KAZGAN Gülten, “ Kuştepe Gençliğinin Sosyoekonomik Görünümü” Kuştepe Gençlik Araştırması 2002, der: Gülten KAZGAN, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Ekim 2002
ÖZÇELİK Mustafa, 1930-1950 Arasında Tütüncülerin Tarihi, TÜSTAV Yayınları, İstanbul, Nisan 2003
Sözlükler
Güneş Türkçe Sözlük, 1986
Altın Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Altın Kitaplar Yayınevi
Sınıflandırılmış Türk Atasözleri haz: Metin Yurtbaşı, Özdemir Yayıncılık
Dergi ve Gazeteler
“Çifte Kavrulmuş Dışlanma “ Bediz Yılmaz söyleşisi, Express, sayı: 58, Şubat 2006
“ En Fazla Ayrımcılık Romanlara.. “ Birgün Gazetesi, 21,11,2006
“ İlle de Roman mı Olsun ? “ Evrensel Gazetesi, 4,9,2006
“ Romanlar Gitsin Romalılar Gelsin” Emrah ŞAHAN Söyleşisi, Express, sayı: 64, Ağustos Eylül 2006
“ Romanlar: Anlayışla Şüphe Arasında “ Egemen YILGÜR, Birgün Gazetesi, 6/05/2006
“ Talimatnamede Olağan Şüpheli: Romanlar “ Radikal Gazetesi, 4/06/2006
“12 Dernek Kuran Roman Toplumu Kamuya Açılıyor: Çingeneler Zamanı “ Hürriyet Gazetesi, 6/05/2006
“ İlle Roman Olsun Ama Örgütlü Olsun “ Radikal Gazetesi, 30/06/2006
“ Biz Sahnede Örgütleniriz “ Hüsnü ŞENLENDİRİCİ Söyleşisi, Roll Dergisi, sayı: 103, Ocak 2006
“ Sulukule’den Canlı Yayın “ Şükrü Pündük ( Dernek Başkanı) söyleşisi, OĞUZ Ayşegül, İstanbul Dergisi, sayı: 57, Ekim 2006
BAYRAKTAR Özlem, “ Çingeneler: Başka Bir Dünyanın İnsanları mı? “ Genç Sosyal Bilim Forumu Agora Dergisi, sayı: 2 Mayıs- Haziran 2005
KOLUKIRIK Suat, “ Çalışma Yaşamında Çingeneler: Çingene İş ve Meslekleri “
SAKIZLIOĞLU Bahar, “ Bir Semti Geleceğe Taşımak ya da Sulukule’de Neler Oluyor ? “, İstanbul, sayı: 57, Ekim 2006
TOPRAK Zerrin, “ Roman Mahalleleri Profili “, Genç Sosyal Bilim Forumu Agora Dergisi, sayı: 7 Mart-Nisan 2006
YILGÜR Egemen, “ İstanbul Çingeneleri: Karşılıksız Bir Aşk Hikayesi “, İstanbul, sayı:57, Ekim 2006
İnternet Siteleri
“ Gergin Pazar” http://www.milliyet.com/2006/04/03/guncel/gun03.html Erişim Tarihi: 16/12/2006
“ AB İlerleme Raporu 2006 “ http://www.mfa.gov.tr/NR/rdonlyres/9033EEB0-E80C-46D0-AB4D-A5767882853A/0/IlerlemeRaporu_8Kasim2006_TamamininCevirisi1.pdf, Erişim Tarihi: 16/12/2006
BEDARD Tara, “ Field Report, Roma in Turkey” Roma Rights, sayı: 4 2003, http://lists.errc.org/rr_nr4_2003/field1.shtml, Erişim Tarihi: 06/12/2006