Ben Bir Çingeneyim
Amacımız
Çingeneler Kimdir?
Biz Kimiz?
Güncel
Dünya
Etkinlikler
Ropörtaj
Yazarlar
Kampanyalar
Arşiv
Fotoğraflar
Forum
Ziyaretçi Defteri
Linkler
E-Kütüphane
Radyo Çingene'de Dj Olmak İster misiniz?
ENGLISH

Romanlar, Abdallar, Elekçiler, Domlar, Lomlar, Mırtipler! Çingene olarak adlandırılan veya kendisini Çingene olarak kabul eden herkes! Burası sizin siteniz.

Çingenelerin Sitesine Hoşgeldiniz
Cingeneyiz.org Gönüllü Başvuru Formu

ANASAYFA

E-Kütüphane

Sözlü Tarih Çalışmaları

E.U/ Mimarsinan 25 Şubat 2006

Bu sözlü tarih çalışmasında kayıt cihazı kullanma fırsatı olmadığından, anlatılar belli bir dizge içerisinde, sonradan kaleme alınan notlar eşliğinde anlatılacaktır. Görüşme bir sözlü tarih çalışmasına göre biraz kısa sürmüştür. Yaklaşık yarım saatlik bir görüşme yapılmıştır.

E. amca hatırlatmak amacıyla saydığımız tüm siyasi figürler hakkında da çok az şey söylemiştir. Kanımızca siyaset karşısındaki ilgisizlik, oy kullanma alışkanlığının yerleşik olmaması ve de bu oy kullanma süreçlerinin, figürlerinin kişisel tarihi açısından önemi olmaması ya da geçici bir süre önem arzetmesi bu tavrın yaratıcısı olmuştur. Siyaset onun için büyük oranda anlamsızdır

Konuştuğumuz kişi E.U 1928 Mimarsinan doğumludur. Mimarsinan'daki çok kişi gibi Selanik göçmeni bir aileye mensuptur. Daha sonra konuştuğumuzda babasından da bahsettiğinde babasının Selanik doğumlu olduğunu ve Mimarsinan'a yerleştiğini söylemiştir.

E. amcanın mesleği, -köyde bilenen adıyla Çalgıcı E.- müzisyenliktir. Kendisini tanıdığımızdan klarnet çaldığını zaten bilmekteydik. Ama bu konuşma esnasında keman, cümbüş ve diğer fasıl ve incesaz takımı çalgısı olarak adlandırılabilecek diğer bir sürü çalgı çaldığını öğrendik. Bize kemanını göstermek istedi ancak biz gerek duymadık. Daha sonra cebinden bir resim çıkardı ve bize keman çalarken ki halini gösterdi.

" Bak okuyucunun yanında keman çalıyorum" dedi. Burası büyük ihtimalle müzikhol denen ya da gazino olarak adlandırılan ikinci sınıf eğlence yerlerinden biriydi. Mekanın fotoğraf karesine sığan dekoru bize bu izlenimi verdi. Aslında burada bahsetmeye çalıştığımız şey E. amca açısından müzisyenlik işinin bir sanattan çok bir zanaat olduğudur. O öncelikle çok iyi bir klarnet icracısıdır ama bunun yanında para kazanması için gereken her aleti çalabilecek bir şekilde kendisini hazırlamıştır. Türlü aletleri çalması onun bu özelliğini kanıtlar ve çalınan tüm çalgıların insanları eğlendirmeye yönelik çalgılar olması da. Ayrıca şarkı söyleyen kimseden de 'okuyucu' olarak bahsetmesi, zanaatkarlığa yapılan bir vurgudur.

E. amcanın babası da çalgıcıdır. Oğulları da çalgıcıdır. Kardeşleri çalgıcıdır. Torunları da çalgıcıdır. Yani 4 kuşak çalgıcı bir aileden söz etmekteyiz. E. amcanın babası Selanik göçmenidir. Kendisi babasının Selanik'te de çalgıcılık yaptığını söylemedi. Ama anlattıklarından çıkarsama yaparsak, babasının da büyük ihtimalle orada çalgıcılık yaptığı söylenebilir. Babasının ismi M.dir. Fakat köyde herkes ona M. Usta dermiş. Mimarsinan köyünde çalgıcıların, müzisyenlerin çoğunlukta olduğu söylenebilir. Köyde bu kişilerin sürekli takıldığı bir kahvehane vardır. Kahvehanenin ismi 'Sanatçılar ve Müzisyenler ' kahvesidir. Bu kahvenin içinde anlattığına göre M. Usta'nın bir fotoğrafı asılıymış. Yani babası da köyün önde gelen çalgıcı 'esnaf'ındandır.

E. Amcanın mesleği ile ilgili anlattıklarına devam edersek, aslında hayatının ayrıntılarına daha da girmiş olacağız. E. amcanın hanımı, E. amcanın kardeşlerinden birinin dövülerek ödürüldüğünü söyledi bize." O gece gitti ölüsü geldi sonra " dedi hanımı. Kızı ise amcasının kanser olduğunu anlattı.

E. amca gerçekten büyük bir zanaatkar. Hanımı kardeşi ile ilgili olaydan bahsederken ayrıca o dönemin geçim açısından çok iyi olduğunu söyledi. Bunun gerçekten işlerinde iyi olması ile ilgisi var. Hanımı bize zamanında çok iyi para kazandıklarını söyledi." aha bu kadar para olurdu " dediğinde eliyle de bir yığın işareti yapıyordu. Bu yığının oluşması toplanan paraların yere atılmasıyla olur. Bu şekilde yığılan paraları daha sonra üleştirildiğinden bahsetti bize hanımı.
E. amca'nın 6 tanesi erkek 6 tanesi de kız olmak üzere 12 çocuğu var. Kızlardan ancak 2 tanesi hayattadır. Erkek çocuklarının hepsi çalgıcıdır. Bu erkek çocuklardan bir tanesi Almanya'da yaşamaktadır. Ayrıca E. amcanın bir kardeşi de Almanya'da yaşamaktadır. Almanya'da yaşayan bu çocuğu bir Almanla evlidir ve orada müzisyenlik yapmaktadır.

" o ne kanun çalar bilir misin " derken bize oğlunun orada zamanında çok iyi para kazandığından ve orada bir isim yaptığından da bahsetti. Yanlız bu zamanlarda maddi açıdan çok zorluk çektiğini ve ondan üzerinde oturdukları evi ipotek gösterip yaklaşık 5 milyar kredi istediğini söyledi ve ekledi:" sigaraya parası yok "
E. amcanın bu oğlunun yanına gitmek için Bağ-kur parasını harcadığını ve Bağ-kur emeklisi olamadığını öğrendik. E. amca zamanında iyi para kazanırken Bağ-kur primlerini düzenli ödemekteymiş. Ancak Almanya'ya uçak bileti almak ve çeşitli masraflar için o zamana kadar yatan prim paralarını Bağ-kurdan çekmiş ve böylelikle emeklilik hakkını yakmış.Bankadan parayı çekme manzarasını bize şöyle anlattı." bankadaki kız yakıştıramadı para çekmeyi, ilerde pişman olacaksın bak dedi hakkatten pişmanım şimdi."
Yine bu konuyu anlatırken hanımı araya girdi ve," ne zaman Almanya'ya gitmek istese çıkarır bir bileziğimi verirdim yedi bileziğim gitti" dedi. E. amca dolayısıyla bu zamanlarda sıkıntı çekmekte. Ona sadece bir oğlunun baktığını söyledi.
"hepsine oturdukları evleri ben yaptım. kirada olsalar böyle rahat olurmuydu" dedi. E. amcanın büyük bir müzisyen olduğundan bahsettik. O da bize bu yönünü anlattı. Büyük klarnet üstadı Mustafa Kandıralı'nın onu ziyaret ettiğinden söz etti. Kandıralı evlerine geldiğinde kahve ikram etmek istemişler ama Kandıralı " Kahveyi bırak şimdi ben seni dinlemeye geldim çal yeter ki. Senin üstüne çalan tanımam" demiş. Daha sonra onları Taksim'e çağırmış. Kendi çaldığı yere davetli olarak. Ayrıca E. amca yine daha büyük bir üstat olan Şükrü Tunar'ı da tanımakta. Son zamanlarda ise klarnetçi olarak Hüsnü Şenlendirici ismini biliyor. Hüsnü Şenlendiriciyi hatırlamaya çalışırken kızının hatırlatmak için dedikleri gerçekten ilginçti " hani yok mu küpe takıyo be "

İkinci Savaşı hatırlayıp hatırlamadığını , İsmet İnönü ve Menderes isimlerini sorduk. Ama hiç bir şey hatırlamadı. Biraz hafızasını yerine getirmek için işte aşağıdaki ayrıntılı sohbeti yaptık fakat kafasında hiç bir şey uyanmadı.
Yine bu konu etrafında dolaşırken ilk çok partili seçimleri kastederek oyunu kime verdiğini sorduk. Hanımı bize hemen şu cevabı verdi." Nail'e verdik. " Nail Öztürk Mimarsinan'ın eski belediye başkanı ve son seçimlerde de başkan adayı olmamıştı. Buradaki yanlış hatırlama ve oy vermeyi belediye seçimlerine indirgeme ayrıca ilgi çekici olmalıdır. Sonra yine yardımcı olmak amacıyla Menderes'in idamından bahsettik. Ama o da yardımcı olmadı. Biz öyle darağacı, askeriye falan deyince hanımı üzüldü. " biz istemeyiz kimse asılsın ama neden asıyorlar ki. " dedi. Orada yine bir yanlış algılama söz konusu oldu. Hanımı Menderes denilen adamın bugünlerde asıldığını sandı.
Bu konu ile ilgili sağlıklı bilgileri aslında kızlarının konuşmalarından aldık. Demirel'e oy verme meselesinde bunun hangi parti olduğunu öğrenemedik ama kızlarının şu dedikleri en azından siyasi tercihleri hakkında bir fikir sunmakta ya da siyasi tercihlerini nasıl yaptıklarına ya da onlar için ne anlam ifade ettiğine dair bize bir şey söylemekte. " onlar harbi ecevitçiydi"

Politik tercih anlamında sormadan konuştuğumuz oda içinde yaptığımız bir gözlemi de analım. odanın bir köşesinde Genç Parti amblemli iki bez torba asılıydı. kanımızca bu torbalar seçim döneminde yapılan yardım torbalarıydı. Biraz da bulunuduğumuz odadan bahsedip anlatılarımızı kapayalım. Odanın ortasında bir soba vardı. İki kanepe birbirlerini kesece vaziyette ama ortalarında televizyon olmak üzere uzanmaktaydı. sobanın yanında yerde bir minder vardı ve bu minder üzerinde hanım oturmaktaydı. odanın içinde çamaşır asılıydı. odanın tavanı yüksekti. fakat yukarıda çatı olmaması dolayısıyla evin duvarları yer yer lekeliydi. Sobanın ağzından yere küller dökülmekteydi.