Ben Bir Çingeneyim
Amacımız
Çingeneler Kimdir?
Biz Kimiz?
Güncel
Dünya
Etkinlikler
Ropörtaj
Yazarlar
Kampanyalar
Arşiv
Fotoğraflar
Forum
Ziyaretçi Defteri
Linkler
E-Kütüphane
Radyo Çingene'de Dj Olmak İster misiniz?
ENGLISH

Romanlar, Abdallar, Elekçiler, Domlar, Lomlar, Mırtipler! Çingene olarak adlandırılan veya kendisini Çingene olarak kabul eden herkes! Burası sizin siteniz.

Çingenelerin Sitesine Hoşgeldiniz
Cingeneyiz.org Gönüllü Başvuru Formu
ANASAYFA

E-Kütüphane

Güncel

Thomas Hammarberg Günümüz Avrupa'sında Kimse Vatansız Olmamalı

Her ferdin uyrukluk hakkı vardır. Ayrıca hiç kimse, keyfi olarak, uyrukluğundan ve uyrukluğunu değiştirmek hakkından mahrum edilemez. 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ayrıntılarıyla açıklanan bu haklara, Avrupa dahil pek çok ülkede henüz riayet edilmiyor. Mağdurlar vatansız.

Vatansız bir kişi, hiçbir devletin iç hukukunca uyruk olarak değerlendirilmez. Bu kişilerin bazıları, ana vatanını terk etmiş mülteciler ya da göçmenlerdir. Diğerleri ise ana vatanında yaşar, ancak vatandaş olarak kabul edilmezler.

Kişinin uyruğunun olması, yasal mevzuatta ve uygulamada (ödevlerle birlikte) “hak sahibi olma hakkı”nın olması demektir. Bir ülkede vatandaş olmaksızın yaşayanların da hakları olmakla birlikte, sadece vatandaşlara tanınan belli haklar vardır, oy kullanmak ve seçimlerde aday olmak gibi.

Vatansız fertlerin siyasal süreçlere katılmaktan dışlanması, görev ve haklar arasındaki karşılıklı ilişkiye zarar vermektedir. Vatandaş olmayanlar, biçimsel olarak hak sahibi oldukları yerlerde marjinalize olma eğilimi gösterirler. Birçoğu gündelik hayat içinde ayrımcılığa uğrar. İstihdam, barınma, eğitim ve sağlık hizmetleri alanlarında yok sayılabilirler, çünkü geçerli kişisel kimlik belgeleri yoktur. Sınır ötesi seyahatlerde korunmasızdırlar.

Son yıllarda, vatansızların içinde bulunduğu kötü durum, yeteri kadar ilgi görmemekte ve anlaşılamamaktadır. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin tespitine göre, dünya genelinde 12 milyon mülteci bulunmaktadır. Avrupa’da bu rakam 640.000.

Yine de uyrukluğu koruma ve vatandaşlığı olmayanların iyi muamele görme hakkının korunmasına ilişkin kabul edilmiş uluslararası standartlar var: Birleşmiş Milletler’in 1954 tarihli “Vatansız Kimselerin Statüsüne İlişkin Sözleşme”si ve 1961 tarihli “Vatansızlığı Azaltma Sözleşmesi” bulunuyor.

Birinci anlaşmanın vatansızların ev sahibi ülkelerde temel haklara ulaşmasını öngören koşulları vardır. Ayrıca devletler, entegrasyonu kolaylaştırma ve bu bireylerin yerlileştirilmesi konusunda cesaretlendirilmektedir. İkinci anlaşma, birinciyi tamamlamakta ve yeni vatansızların ortaya çıkmasını engellemeyi öngören şartlar getirmektedir. BMMYK, vatansızlığı küresel olarak ortadan kaldırmaya yardımcı olmakla görevlidir.

Çocukların vatansızlıktan kaynaklanan mağduriyetini engellemenin güvence altına alınması konusu, özel bir ilgi merkezi olmuştur. Gerek BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve gerekse Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, çocukların vatandaşlık sahibi olmasını şart koşmaktadır (1). Ev sahibi ülkenin, çocukların vatandaşlık sahibi olmasını güvence altına alması gerekiyor; ailenin vatansız olması bir gerekçe olamıyor.

Sovyetler Birliği’nin, Yugoslavya’nın ve Çekoslavakya’nın dağılması, yeni hükümetlerce kabul edilen, ancak daha önce başka bir ülkenin uyruğu olan insanlar açısından büyük zorluklara sebep olmuştur –o bölgede yıllardır yaşıyor olsalar dahi.

Örneğin, Letonya ve Estonya’da, çocuklar da dahil olmak üzere çok sayıda insan, vatansız kalmıştır. Çocukların kendiliğinden vatandaşlığa alınmaları ve yaşlıların vatandaşlığa kabul edilmesi için gerekli olan sınav şartından kurtarılması için atılması gereken adımlara ilişkin benim de bazı önerilerim olmuştu (2). Bu noktada, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin, kişisel hayatın ve aile hayatının bu durumlarda etkili bir şekilde korunması için devletlere düşen görevlerin altını çizdiği belirtilmelidir (3).

Slovenya’nın bağımsızlığı sonrasında, vatandaşlığa başvurmayan ya da vatandaşlık elde edemeyen, çoğu Roman olmak üzere binlerce insan, 1992’de Sloven olmayanların Sürekli Mukim Kütüğü’nden temizlenmesi kararından dolayı mağdur olmuştur. Çoğunluğu, Slovenya’ya, federasyonun dağılması öncesinde, Yugoslavya’nın farklı bölgelerinden gelmiştir.
Balkanlardaki diğer ülkelerde, vatandaşlığı ya da kimlik belgeleri olmayan Romanlar vardır. Eski Yugoslav Federasyonu’ndan Avrupa’nın diğer bölgelerine -örneğin İtalya’ya- göç edenlerin çoğunun kişisel dokümanları yok ve bu nedenle bir belirsizlik içinde yaşıyorlar. Bu kişiler de facto olarak vatansızlar. Yeni doğan çocukları, genelde kaydedilmiyor ve ülkedeki yasal ikametlerini ispat edemedikleri için, ileride vatandaşlığa başvurma hakkını yitirme riskiyle karşı karşıyalar.

Yunanistan’da çıkan ulusal bir kanun, Trakya’da çoğu Türk kökenli olan ve Müslüman azınlık statüsünde yaşayan geniş bir kesimin haklarından mahrum bırakılmasına sebep oldu. Kanunda geçen söz konusu ibare, 1998’de geri çekildi; ama değişiklik, geriye dönük olarak etki etmedi; yani vatandaşlıklarını yitiren Müslümanlar, vatandaşlık haklarını geri kazanamadı ve ülkeye yeni gelenlerde olduğu gibi vatandaşlığa kabul edilme süreci baştan başlatıldı. Yunan otoritelerinin, bu haksız durumu, bir an önce ele almalarını teklif etmiştim (4).
Bir diğer olay, devlet yetkililerinin, 1992’den beri vatandaşlığa kabul edilen yabancılarla ilgili bir inceleme hazırladığı Bosna Hersek’i ziyaretimde tartışıldı: Daha önce verilen vatandaşlığın geri çekilmesi çok ciddi bir eylem olarak görülmeli ve ancak kasıtlı bir düzenbazlığın aşırı hallerinde mümkün olmalıdır.

Çözülmesi gereken bir başka sorun, 1944’de Stalin tarafından Gürcistan’dan Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerine sürülen Misketelerin akıbeti. Bu insanların çok az bir bölümü, istediği halde Gürcistan’a dönebildi. Şu anda orada olanların önemli bir kısmı ise, örneğin Rusya’daki Krasnodar Krai’dekiler vatansız. Gürcistan yetkilerinin bu azınlığın olası bir dönüşünü güvence altına alması umuluyor.

Avrupa Konseyi, konuyla ilgili, özellikle de 1989 sonrasında devletlerin çözülmesi ve yerine yenilerinin kurulması sürecinde ortaya çıkan sorunları konu edinen, hak temelli bir yaklaşım ortaya koyan iki sözleşme kabul etti. Biri 1997 tarihli Uyrukluk Sözleşmesi, diğeri 2006’da kabul edilen Vatansızlıktan Kaçınma Sözleşmesi.

İki anlaşma da Avrupa’daki uyrukluğa ilişkin insan haklarından etkili bir şekilde yararlanılmasını düzenleyen genel prensipler, kurallar ve prosedürler içeriyor. Bazı temel hükümler şu şekilde:
. “mevzuatta ve uygulamada ayrımcısızlık” üst prensibi;
. devletlere kendi sınırları dahilinde doğan ve başka bir uyrukluğu olmayan çocuklara özel koruma sağlama zorunluluğu;
. kişinin uyrukluğunu yitirmesinde sınırlayıcı koşullar;
. devletlere uyruklukla ilişkili kararlarının kayda geçirilmesini sağlama görevi.
Bugüne dek, Avrupa Konseyi’nin sadece on altı üye devletinin 1997 Uyrukluk Anlaşması’nı imzalaması, ciddi bir mesele. Üstelik Bakanlar Konseyi’nin R(99) 18 (vatansızlığın önlenmesi ve azaltılmasına ilişkin) Tavsiyesi, anlaşmanın kabulü konusunda son derece cesaretlendirici olmasına rağmen. Ayrıca sadece iki devlet, 2006 tarihli, Vatansızlıktan Kaçınma Anlaşması’nı kabul etti.

Avrupa’daki vatansızlar sorunu, daha öncelikli bir sorun olarak ele alınmalıdır. Mağdurlar, genelde seslerini duyurma imkanı bulamıyorlar ve daha büyük ayrımcılıklara uğrayacakları korkusu onları sessizleştiriyor. Hükümetlerin, kamu denetçilerinin, insan hakları kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin vatansız insanların hakları ile ilgili harekete geçmesi büyük önem taşıyor.

Günümüz Avrupa’sında “yasal hayaletler”in inadı kabul edilemez. Avrupa Konseyi üye devletleri, hem kendi hem de diğer devletlerin ülkelerindeki vatansızların haklarını korumalı ve destekleyici politikaları kabul etmelidirler. Vatansızlığı azaltan ve ortadan kaldırmayı amaçlayan önlemlerin çelişkileri engelleyebileceğini ve çözebileceğini fark etmelidirler. Bu, toplumlarımızda toplumsal birliktelik ve uyumu sağlamanın yollardan biridir.

Notlar:
1. Çocuk Hakları Sözleşmesi, 7. madde ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, 24. madde.
2. Bkz. ‘the Commissioner for Human Rights' "Memorandums to the Latvian Government CommDH(2007) 9 ve the "Estonian Government CommDH 2007(12).
3. Bkz. Slivenko v Latvia, judgment of 09/10/2003, Sisojeva v Latvia, judgments of 16/06/2005 ve 15/01/2007.
4. Bkz. the Commissioner for Human Rights' Follow-up Report on the Hellenic Republic (2003-2005) CommDH (2006)13.

 

 

 

 


FLAMA